İsrail'in Savaş Köpekleri

Sonja Karkar

3 Ocak 2009

Çeviren: Deniz Aydın

Yazının orijinali için tıklayınız.

İsrail’in savaş köpekleri bir süredir kan için ulumaktaydı. Avlarının izini açgözlü bir tutkuyla sürüyorlardı; açlıktan gözlerini döndürense yiyecek değil katletmeye hazırlandıkları Filistinlilerdi. Şimdi köpek sürüsü dişlerini göstererek ve hırlayarak Gazze için çemberi daraltıyor, yandaşları ise kirli işlerini gökyüzünden halletmekte. Onlara göre kadın ve çocukların kanı, onları savunan erkeklerinkiyle aynı kokuyor.

Eğer bu tasvir okuyuculara fazlaca saldırgan geliyorsa, ‘etnik temizlik’ yaşananlar için daha makul bir terim olabilir. Hatta son elli yıldır dondurucu bir etki yaratan ‘soykırım’ terimi de kullanılabilir ki bu terimin odak noktası asla Filistin’i halkından arındırmayı amaçlayan Siyonist Plan olmadı. Bütün bu kabahat ve suç, planlama, icra etme, işbirliği yapma, izleme ve görmezden gelme şeklindeki eylemler yelpazesinin bir ürünü. İzleme ve görmezlikten gelme: Bu ikisi tarihe geçmiş dehşet olaylarının faillerinin tüm eylemlerini gerçekleştirmelerini sağlayan nedenler. Her şey bittiğinde, bir kez daha sessiz kalmak işimize gelene dek sızlanarak söyleyeceğimiz şey sadece “biz görmedik ki” ve hatta daha da pişkince “bir daha asla” mı olacak?

Daha önce de böyle katliamlar gördük: Deir Yasin, Lydda, Sabra ve Şatila, Cenin, Beyt Hanun ve daha niceleri. İsrail alçak eylemleri için aynı haksız nedeni, “güvenliği” öne sürerek Filistin’e iki kez girdi ve Filistin’in bir parçasını yerle bir etti. Hatta dünya bu olayı izlerken ve oyalanırken, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki yasadışı yerleşim tasarısını pekiştirmek maksadıyla Filistin’in bir diğer parçasından biraz daha toprak kopardı.

Soykırımın sistematik katliamlar ve toplu mezarlar şeklinde tezahür edeceğine koşullanan dünya, ağır çekim bir soykırımı kabullenmekte zorlanıyor. Ancak Filistinlilerin tahliye, yerinden edilme, göç, sürgün, istila, toplu biçimde cezalandırılma ve kitleler halinde mahkûm edilme nedeniyle yaşadığı yoğun acı, İsrail’in Yahudi Soykırımı mirası üzerine kurulmuş bitmek tükenmek bilmez mağduriyet iddiaları içinde mütemadiyen yok sayılmakta. Üstelik İsrail’in bahsettiği soykırım tamamen başka bir zaman, başka bir mekân, başka insanlar ve başka bir öykü olmasına rağmen.

Yahudi Soykırımı’ndan bu yana üretilen kavramlar şunlar: Tanrı’nın tasarımı, medeniyetler çatışması, “terörle savaş.” Temel insan hakları ve adalet kavramlarını reddeden ve demokrasi, güvenlik ve özgürlük kisvesiyle insanların cesetleri üzerinde öttürülen savaş borularını tekrar tekrar duyuyoruz. Ve utanç verici bir biçimde Arap dünyasının ikiyüzlü, namert yardakçıları bir kenarda oturup insanların kurban edilişinin yönettikleri kukla devletlerin gerçek efendilerini yatıştırmasını umuyorlar. Pontius Pilatus [1] gibi, dindar zırvalar vaaz ederek 60 yıllık suç ortaklığının ellerine bulaşmış kirini yıkıyorlar; aslında yalnızca kendi zayıf ve döküntü iktidar koltuklarının derdindeler. Tarihten ne kadar da az ders alındı; her halükarda şu görülebilirdi: Eğer birisinin hayatı feda edilebiliyorsa, diğerlerinin ki de edilebilir. Başkalarının da zamanı gelecek; ancak bu, kandan ırmaklar Gazze denizine dökülene kadar gerçekleşmeyecek.

Hamas, İsrail/ABD ittifakının, keza Arap Derebeylikleri’nin şamar oğlanı haline geldi. Hamas’tan önce şamar oğlanı Arafat ve Filistin Kurtuluş Örgütü’ydü. Laik ya da İslami olsun, bağımsız bir Filistin hiçbir zaman bu odakların oyunlarının-tasarılarının içinde olmadı. Oslo’dan Annapolis’e kadar yayılan 15 yıllık tüm barış süreci danışıklı dövüştü. Filistinliler barış süreci yerine topraklarının daha da küçültüldüğünü, devletlerinin ayakta kalma gücünün eriyip gittiğini ve varlıklarının hiç olmadığı kadar ciddi biçimde tehdit edildiğini gördüler. Bunun karşılığında İsrail’in talepleri giderek daha keskin ve buyurgan hale gelmeye başladı; İsrail hak etmediği ve buna rağmen emrine amade devletlerden edindiği tanınma hakkı ve itibar için yaygara koparıyordu. Böyle minik bir sürgün devletinin kaprisleriyle dünyayı esir alacağı kimin aklına gelirdi ki?

İsrail’in liderleri yayılmacı gayelerini asla gizlemediler. Yaklaşan seçimlerde Ehud Barak, Benyamin Netanyahu ve Tzipi Livni arasındaki rekabet kimin bölünmez Büyük İsrail’i oluşturabileceği üzerine dönecek. Gazze’ye yapılan saldırı sonrasında Barak ve Livni kökü kazınmış Hamas’ın ve dilim dilim doğranmış Gazze halkının ölüleri ardında zafer geçişi yapma çabası içindeler. Netanyahu ise pusuda; bu askeri saldırı nereye varırsa varsın muzaffer kişi olarak ortaya çıkacak gibi görünüyor. Geçmiş deneyimlerimize dayanarak diyebiliriz ki, sonuçta başka tür bir ateşkes olacak: Anlamsız bir şekilde dökülen kan Filistinliler ya da İsrailliler için hiçbir şeyi değiştirmedi. Lakin 1,5 milyon bitap Filistinli için göç korkusunun hortlamasına sebep oldu.

Sırada Batı Şeria var: Daha da zayıflatılmış ve uysallaştırılmış bir Filistin Hükümeti yönetiminde çalışma kamplarında kölelik ya da geri kalan 2,6 milyon Filistinlinin vatanlarını sonsuza dek terk edecekleri bir göç dalgası.

Zorunlu göç, etnik temizliğin daha hafif sözlerle ifade edilmiş halidir ve salt bir faraziye değildir. Geçenlerde Tzipi Livni, ikinci sınıf İsrail vatandaşı olarak yaşayan 1,5 milyon Filistinlinin işgallerle küçücük bir alana sıkıştırılmış Batı Şeria’ya yollanmasını önerdi. Hâlbuki bu insanların kökleri o topraklardaydı ve İsrail kurulmadan çok önceden beri orada ikamet etmekteydiler. Komşu Arap ülkelerinde mülteci kamplarında yaşayan ve İsrail tarafından el konulan evlerine dönmek için haklı taleplerde bulunan 4 milyon Filistinlinin kaderleri bulundukları ülke tarafından yutulma olacak; üstelik 60 yıldan fazla süredir katlanmak zorunda oldukları feci kayıplara dair bir telafi, iyileştirme ya da adilane çözüm olmaksızın.

Şu anda Gazze, Filistin’in İnsan Hakları’nı ve kendimizinkileri savunmak için dönüm noktası. Savaş köpekleri, kim olurlarsa olsunlar, hiç de uzağımızda değiller. Onları defetmek için sahip olduğumuz tek şey ortak insanlığımız. Yalnızca savaş köpekleri bize düşman olduğunda onlara karşı durmak yerine, Filistinlilerin başlarına gelenleri kınamaya başlayalım.


Notlar:

[1] Pontius Pilatus: Mesih olduğu iddia edilen İsa’yı yargılayan ve çarmıha gerilme cezasına çarptırılmasına karar veren mahkemenin başkanı olan eyalet valisi. (ç.n.)

Sonja Karkar Filistin için Kadınlar’ın kurucusu ve Melbourne/Avusturalya’daki Filistin için Avusturalyalılar’ın kurucularından biridir. Şimdiye kadar Filistin üzerine çeşitli e-dergilerde, gazetelerde ve editörlüğünü yaptığı http://www.australiansforpalestine.com isimli web sitesinde yayımlanan sayısız makale yazmıştır. Kendisine sonjakarkar@womenforpalestine.org adresinden ulaşılabilir.