Filistin Nasıl İsrail Toprağı Oldu?
Sonja Karkar
31 Mart 2007
Filistinliler için toprakları fethedilmiş bir toprak
değil; anımsanmayan zamanlara uzanan köklerinin
toprağıdır. Bu tür bir köken, “Tanrı bu toprakları
İbrahim’e ve onun soyundan gelenlere taahhüt etmiştir,
bu yüzden burası İsrail Yahudi krallığının tarihsel
alanıdır” diyen Yahudi söyleminin aksine kutsal kitaptan
bir taahhüde dayanmaz. Bu toprakların Filistinlilere ait
oluşu, Kenanîler’in en eski zamanlarından beri doğum ve
mülkiyet sonucu burada süregelen ikametleri ve bu
insanların yazılı tarihten bile önce burada yaşıyor
olmaları gibi basit bir gerçekliğe dayanıyor. Onlar,
İsrailliler bu topraklara saldırdığında oradaydılar, bu
toprakları işgal ettiklerinde ve diğer işgalciler dalga
dalga gelip gittiğinde aralıklı bir biçimde bu
toprakları ellerinde tutarlarken ve Romalılar MS 135
yılında Kudüs’ü yağmalayıp, Yahudi Filisitini’ne son
verdiklerinde hala oradaydılar. Mutlaka dini bir dayanak
aranacaksa, Filistinliler tüm Arapların atası olarak
kabul edilen, İbrahim’in oğlu İsmail’in soyundan
geldiklerini öne sürebilirler. Ama aslında, “bir toprak
orada yaşayan yerli halka aittir” diyen ve evrensel
olarak kabul edilen ilkeyle Filistinlilerin hakları
tanınmıştır. Bu yüzden Filistin’le din dışında hiçbir
bağı olmayan Avrupalı Yahudi göçmenlerin bu topraklar
uğruna günümüzde verdiği mücadele, yüzyıllar boyu
inanışlarına bağlı olmaksızın -Yahudi, Hristiyan ya da
Müslüman- bir arada yaşamış yerli Filistin halklarının
dışlanması pahasına “dışsal bir Yahudi nüfusuna”
bağımsızlık arayan sömürgeci bir girişimdir.
Toprakların % 56’sının bir Yahudi Devleti, % 42’sinin
bir Arap Devleti ve %2’sinin de uluslararası bir Kudüs
ve çevresi için ayrılmasını öngören 1947 BM Paylaşım
Planı’nı benimsemeye istekli olsa da, dünya 14 Mart
1948’de İsrail Devleti’nin resmi olarak hak ilan
etmesinden önce Siyonist teröristlerce gasp edilen
topraklar hakkında tek kelime etmedi. Bir dizi şok edici
katliamın ardından, Yahudilerin hak sahibi oldukları
alan, 750 binden fazla Filistinlinin zorla yerinden
edilmesine, evsiz, malsız ve anavatansız bırakılmasına
neden olacak biçimde birdenbire %77’ye yükseldi. Yahudi
Devleti daha sonra -paylaşım önergesinde öngörüldüğü
biçimde- Birleşmiş Milletler Komisyonu’nun yetkiyi
kademeli olarak kendi devletleri için Arap ve Yahudi
liderlere devretmesini beklemeksizin ortaya çıktı.
1948’deki savaşın ardından, İsrail, Kudüs’ün
uluslararası olarak hala tanınan corpus separatum
statüsünü ihlal ederek Kudüs’ü başkenti ilan etti. Yeni
İsrail Devleti sadece şimdi kendilerine bağımsızlık
tanıyor diye kabul ettikleri yönergenin ihlal
edilmesiyle kurulmadı, bu yönergenin ihlali devam
ediyor. BM Paylaşım Planı’yla beraber fikir alınmadan ve
BM tüzüğüne aykırı olarak zorla kabul ettirilen
-çoğunluğu oluşturan Filistin yerlilerinin kendi
geleceklerini belirleme hakkını da savunmuş olması
gereken- Arap Devleti, 4 milyon kadar Filistinliye
birkaç izole ve ayrık toprak parçasından başka birşey
bırakmaksızın, İsrail tarafından kasten ve sistemli bir
biçimde parçalara ayrıldı.
En büyük bölümü Galilee bölgesine yerleşmiş olan 170
bin kadar Filistinli, orijinal Paylaşım Planı’nda Arap
Devleti’nin parçası olarak belirlenmiş fakat sonradan
İsrail olan bölgede kaldılar. Bu Filistinliler daha
sonra İsrail’in toprağa el koyma politikalarının da
kurbanı oldular. Yahudilerin elindeki tüm alandan fazla
olan 200 bin hektardan çok toprak müsadere edildi ve 160
bin hektarlık alan daha müsadere edilmek üzere
işaretlendi. İsrail 1967 savaşını kazandıktan sonra
Filistin’in tüm sınırları İsrail kontrolü altına girdi.
Doğu Kudüs’ü de Kutsal Şehrin uluslarası tanınan
statüsüne rağmen topraklarına kattı ve kendi Yahudi
yerleşim planını hınçla uygulamaya başladı. İsrail’deki
Filistinliler gitgide siyasi açıdan güvensiz
durumlarının farkına vardılar ve 30 Mart 1976’da
İsrail’in devam eden insafsız toprak istimlaklarına
karşı “Toprak Günü” olarak bilinen ulusal bir ayaklanma
başlattılar. Farkı yerlerdeki Filistinliler arasında bir
yakınlık hissedildi ve “Toprak Günü” Filistinliler için,
tüm Filistinliler ve onların destekçileri tarafından her
yıl anılan bir tür milli gün olarak benimsendi. Bu milli
bilinç uyanışının net bir anlamı vardı: “İşgali sona
erdirin ve Filistinlilere İsrail ile yan yana ve barış
içinde yaşabilecekleri bağımsız, egemen bir devlette
kendi geleceklerini belirleme hakkı tanıyın”.
31 yılın ardından bu mesaj hala yankılansa da
Filistinliler çözümü görmekten her zamankinden daha
uzaklar. İsrail her gün bir parça toprak oradan bir
parça toprak buradan alarak tüm Filistin’i “İsrail
toprağı” haline getiriyor. Bundan sonra, 5 milyon
topraksız Filistinli ile ne yapılacağı problem olacak.
Yalnızca birkaç olası ama aynı zamanda kanun dışı çözüm
var: Başka yere aktarma, toplama kampları, soykırım ya
da etnik temizlik. Alternatif olarak İsrail Batı
Şeria’dan 1967 sınırlarına çekilebilir ya da herkes için
tek ve demokratik bir devlet üzerine uzlaşabilir. Adil
bir çözüm olmadan Filistinlilerin toprak kavgası
sürecektir.
Bu makalenin orijinali için
tıklayınız.
Çeviren: Esra Esenlik
|