Neden Önemli Bir Feminist Örgüt Afganistandaki Gerginliği Desteklemek İçin Adını Kullandırıyor?

Sonali Kolhatkar ve Mariam Rawi*

11 Temmuz 2009

Çeviren: İlke Uğur

Yazının orijinali için tıklayınız.

Yıllar önce, ABD’nin Afganistan işgalinin ilk askeri başarısını ve Taliban’ın geçici düşüşünü izleyen zamanlarda, Afganistan halkına işgalci ordunun ülkeyi yeniden inşa edeceğine ve Afgan halkının hayatını iyileştireceğine dair söz verilmişti.

ABD’nin Kabil’e girişinden 8 yıl sonra, bugün, sokaklarda hâlâ çöp yığınları var. Kullanma suyu yok. Şehirlere elektrik sadece kesintiyle veriliyor; şehir dışında bu bile yok. Afganlar askeri şiddetin daimi tehdidi altında yaşıyor.

ABD işgali başarısız oldu ve ABD birliklerinin sayısının artması, savaşın Afgan halkının günlük yaşamlarına getirdiği yıkımı düzeltemeyecek.

İnsan hakları savunucuları ve feministler olarak bizi yakından ilgilendiren ise Afganistan’daki sivil halkın refahı. İşte bu yüzden, Feminist Majority Foundation’ın [Feminist Çoğunluk Vakfı] güzel adını -ve genel olarak feminizmin güzel adını- asker sayısını artırmak ve savaşı savunmak üzere kullandırdığını öğrenmek çok cesaret kırıcıydı.

Feminist Majority Foundation’ın resmi internet sitesinde, düzenledikleri “Afgan Kadınlar ve Kız Çocukları için Kampanya”da ilk hedefin “barış güçlerinin genişletilmesi” olduğu belirtiliyor.

Öncelikle, ittifak birlikleri muharebe birlikleridir. Orada olmalarının sebebi barışı savunmak değil, savaşmaktır. Pentagon bile ABD’nin bölgedeki birliklerini tanımlamak için bu dili kullanmıyor. Daha da önemlisi, Afganistan’daki askeri işgalin başlıca hedeflerinden birinin Afgan kadınlarını özgürleştirmek olduğunu idda etmek yanlızca absürd bir durum değil, bir hakarettir.

Savaşı sürdürmek hiçbir yerde kadınların özgürleşmesine öncülük etmez. Kadınlar her zaman savaşlardan orantısız bir şekilde etkilenirler. Kadın haklarının mermilerle ve kan dökmeyle kazanılabileceğini düşünmek safça olmasından ötürü tehlikeli bir duruştur. Feminist Majority (Foundation) bunu içgüdüsel olarak bilmelidir.

İşte gerçekler: İşgalden sonra, Amerikalılar yeni özgürleştirilmiş kadınların burkalarını çıkarıp attıkları ve işlerine geri döndükleri şeklinde haberler aldı. Bu haberler kurmaca ve propaganda amaçlıydı. Taliban’ın düşüşünden bu yana, Kabil’deki az sayıdaki bir grup kadın hariç, Afgan kadınları için yaşam ya aynı kaldı ya da daha da kötüye gitti.

Taliban’ın hükümdarlığında, kadınlar evlerine hapsedilmişlerdi. Çalışmalarına ya da okula gitmelerine izin verilmiyordu. Yoksuldular ve hiçbir hakka sahip değildiler. Temiz suya ya da tıbbi bakıma ulaşamıyorlardı, çoğunlukla çocuk yaşta evliliğe zorlanıyorlardı.

Bugün ise, Afganistan’daki kadınların çoğu neredeyse aynı koşullarda yaşıyor, dikkate değer bir farkla: Artık savaşla çevrililer. Kapılarının dışındaki çatışma kendi hayatlarını ve ailelerini tehlikeye atıyor. Ev içinde ya da kamusal alanda hakları olmasını sağlamıyor ve evlerindeki hapishanelere daha da fazla hapsolmalarına sebep oluyor. Askeri gerilim Afganistan kadınlarına sadece daha fazla trajedi getiriyor.

Geçmiş yıllarda Afgan kadınlarına ilişkin yüzeysel bazı değişiklikler yapıldı. Kadınlardan Sorumlu Bakanlık bunun bilinen bir örneği. Aslında bu bakanlık o kadar işlevsiz ki pek çok insan feshedilmesi gerektiğini düşünüyor.

Afgan meclisinde kadınlara yüzde 25 kota tanınması da başka bir şov. Afgan meclisinde 67 kadın var, bunların çoğu militarizm yanlısı ve kadın hakları düşmanı. Meşhur evlilik içi tecavüz yasası meclise geldiğinde bu kadınların hiçbiri yasaya karşı seslerini tam anlamıyla yükseltmedi. O dönemki meclis üyelerinden açık sözlü feminist Malalai Joya, meclisteki militarizm yanlısı kadınlar tarafından suistimal ve tehdit edildiğini söylüyor.

Amerikan ordusu Taliban’ı devirmiş olabilir, fakat en az Taliban kadar kadın düşmanı ve suçlu militarizm yanlıları yarattı. Kadın düşmanı, ataerkil görüşler şu anda mahkemelerde dile getiriliyor, Afgan hükümeti ve Başkan Hamid Karzai tarafından temsil ediliyor.

Kadın hakları için kağıt üstündeki kazanımlar hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü Afgan Yüksek Mahkemesi’nin baş hakimine göre, kadınların resmen kabul edilen iki hakkı var: kocalarına itaat etmek ve dua edebilmek -ki bu da camide değil.

Bunlar Amerikan hükümetinin yardımıyla oluşan kanılar. Amerikan’ın Afganistan’da bulunuşu bunları azaltmayacak.

Ne yazık ki, Afganistan’daki kadınların bu durumu batıda yaşayan bizlere korkunç gelse de, Afgan kadınlarının yüzleştiği en büyük problem ataerki değil. En büyük sorun savaş.

2008’de Afganistan’da 2000’den fazla sivil öldürüldü. Mayısta Farah ilinde yaşandığı gibi, çoğu kadın ve çocuk tahminen 120 kişinin ölümüne sebep olan yıkıcı hava saldırıları ölümlerin sayısını daha da arttırıyor. Bu saldırılarda hayatta kalabilen Afganlar mülteci kamplarının olduğu şehirlere kaçıyor. Kamplar ise haddinden fazla kalabalık ve onları barındıramıyor. Yiyeceksiz, susuz ve çoğu zaman battaniyesiz bir biçimde çadırda yaşamak ölüm oranlarını tırmandırıyor.

Bu şehirlere kaçmayanların hayatları daha iyi değil. Her üç Afgan’dan biri ciddi yoksuluk çekiyor. Doğum sırasında 55’te 1 hayatta kalma oranı ile Afganistan, kadınların doğum yapması açısından ikinci en tehlikeli ülke oldu ve hâlâ da öyle. Hâlâ Afgan bebeklerinin yüzde 25’i beşinci yaş günlerinden önce ölüm riski ile karşı karşıya. Bunlar savaşın sonuçları.

Buna ek olarak, Amerikan işgalinin sürdüğü 8 yılda, afyon üretimi Afganistan’ı afyonun merkezi haline getirecek şekilde yüzde 4,400 oranında bir patlama gösterdi. Uyuşturucu mafyasının gösterdiği şiddet Afganistan’a ve kadınlarına karşı Taliban’ın kurallarından daha da fazla tehdit oluşturuyor.

En büyük uyuşturucu tacirlerinin bazıları Amerikan kukla rejiminin bir parçası. Daha da kötüsü, Afgan hükümetindeki yolsuzluk Taliban döneminde bile bu kadar yaygın olmamıştı. Bugün Batı kaynakları bile yardım için harcanan her doların sadece bir kuruşunun ihtiyacı olan insanlara ulaştırıldığını söylüyor.

Eğer koalisyon güçleri kadınları gerçekten önemsiyor ise bu sorunlara çözüm aramalı. Askeri hükümet öncelikle askeri zaferin kazanılması gerektiğini ve sonrasında Amerika’nın insani ihtiyaçlarla ilgileneceğini iddia ediyor. Ama olayları tam tersinden yorumluyorlar.

Yaşam koşullarını iyileştirirseniz güvenlik gelişecektir. Ortak yönetim insani hedefleri hiçe sayarak güvenliğe odaklanırsa ikisini de başaramaz. İnsanların hayat standartlarını yükseltmek için ilk hedef, savaşı bitirmek için anlaşma yoluyla fesih yapılmasıdır.

Tam da bu noktayı tartışırken, bize söylenen; Amerikan’ın kadınların başına geleceklerden endişelendiği için Afganistan’ı terk edemeyeceğiydi. Açık konuşalım: Kadınlar Afganistan’da toplu tecavüze uğruyor, zalimce muameleye maruz kalıyor ve öldürülüyor. Zorla evlendirilmeler devam ediyor ve genellikle askerlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere şimdiye kadar olmadığı kadar çok kadın fahişeliğe zorlanıyor.

Afganistan’daki Amerikan varlığı kadınları korumak adına hiçbir şey yapmıyor. Kadınlar arasında kendini yakarak kurban etme oranı şimdiye kadar hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Kadınlar kendileri için adalet olmadığında, intihardan başka yol bulamıyor.

Feministler ve insan hakları savunucuları tarihten ders çıkarmalı. Bu durum, kadın refahının emperyalist militer saldırılara bahane olarak gösterilmesinin ilki değil.

Kolombiya’da profesör olan Filistin kökenli Lila Abu-Lughod şöyle yazıyor: “Saf kültürel ikonlar daha kirli tarihi ve siyasi hikâyelerin üzerlerine sıva çektiklerinde şüpheye düşmeliyiz; bu yüzden arkalarında askeri güçleri olan İngiliz Sömürgesi Mısır’daki Lord Cromer, Cezayir’deki Fransız leydiler ve Laura Bush, Müslüman kadınları kurtardıklarını ya da özgürleştirdiklerini söylediklerinde temkinli olmalıyız.”

Tüm dünyadaki feministler, feminizmin güzel adının başka bir saldırı savaşının üstünü örtmek için kullanılmasını reddetmeliler.

Feminist Majority Foundation, meclisten cesurca konuştuğu için atılan, Farah ili temsilcisi, meclisin muhalif üyesi Malalai Joya’nın talebini dikkate almalı. Kendi ilinin Amerika tarafından bombalanması üzerine yapılan basın toplantısındaki sözleri son derece açıktı: “Afganistan’ın işgalinin bitirilmesini ve bu trajik savaş suçlarının sonlandırılmasını istiyoruz.”

Bu, Feminist Majority Foundation’ın “Afgan Kadınları ve Kız Çocukları için Kampanya”sının birinci eylem maddesi olmalı.


_______________________________________
*Sonali Kolhatkar; Amerika merkezli, kâr amacı gütmeyen, Afgan kadınları için sağlık, öğrenim ve eğitim projesi olan Afgan Kadınlarının Görevi’nin müdür yardımcısı. Aynı zamanda Uprising Radio’nun sahibi ve yapımcısı.
Mariam Rawi, takma isimle yazan bir Afganistan Kadınlarının Devrimci Birliği (RAWA) üyesi.