Suç ve Örtpas

William Rivers Pitt

22 Temmuz 2003, Truthout

Washington'daki skandal aksiyomu der ki; asıl yıkıcı olan suç değil, suçun örtbas edilmesidir. Bugün Washington'da 'Irakgate', 'Silahgate' gibi terimlerin ağızdan ağıza dolaştığını duymak mümkün, ama bu muğlak etiketler daha derinlerde olup bitenlere bir açıklama getirmiyor.

Irak Savaşı'nın ve buna yolaçan Bush yönetiminin Irak silah stokları hakkındaki iddialarının üzerinden skandal dumanları tüttüğü açık. Bir örtbas etme girişimi olduğu da açık. Şimdilik örtbas edilen suçlar, büyüklük itibariyle örtbasın kendisinden daha beter.

Basit gerçek ortada: Amerika Irak Savaşına George W Bush, Dick Cheney, Don Rumsfeld, Colin Powell, Condalezza Rice ve bu yönetimin içindeki hemen hemen her tanınmış sima, Irak'ın uçsuz bucaksız kimyasal, biyolojik ve nükleer silah stoklarına sahip olduğunu yeminler ettiği için gitti. Amerika bu savaşa, aynı adamlar Irak'ın El-Kaide ile doğrudan, 11 Eylül ile dolaylı bağlantıları olduğuna yeminler ettiği için gitti.

Bush 17 Mart 2003'te, "Bizim ve diğer devletlerin topladığı istihbarat, Irak rejiminin tüm tasavvurların ötesinde en öldürücü silahlara sahip olmaya ve saklamaya devam ettiğine hiçbir şüphe bırakmıyor" diyordu.

Cheney 26 Ağustos 2002'de "Saddam'ın nükleer silah edinmek için çabalarına kaldığı yerden devam ettiğini biliyoruz" diyordu.

Powell 8 Eylül 2002'de Fox Haber'e Saddam Hüseyin'in "kimyasal silah stokları olduğuna hiçbir şüphe yok" diyordu.

Bush Birliğin Durumu konuşmasında "İstihbarat kaynaklarından, gili haberleşmelerimizden ve şu anda himayemiz altında bulunan insanların ifadelerinden elde ettiğimiz kanıtlar, Saddam Hüseyin'in aralarında El-Kaide mensupları da bulunan teröristlere yardım ve yataklık ettiğini açığa vuruyor" diyordu. 26 Eylül 2002'de Don Rumsefeld Amerika'nın Irak-El-Kaide ilişkisi hakkında "kurşun-geçirmez" kanıtları olduğunu iddia ederek Bush'un ifadelerinin ön hazırlığını yapmıştı.
Aynı minvaldeki yüzlerce benzeri ardarda dizilebilecek bu kamuoyu açıklamaları, Amerikan kitlesinin içinde zaten yanmakta olan ateşin üzerine körükle gitti. Birşeyler yapılmadığı takdirde Irak nükleer silahları ve antraksının gökten yağmur gibi boşalıvermesi an meselesiydi. Aynı bilgiler, daha dehçet içeren vurgularla Kongre'ye de sunuldu ve Kongre hemen hemen sadece CIA Başkanı George Tenet'in gösterdiği kanıtlara dayanarak Irak'la savaş yönünde oy kullandı.
Hiçbiri doğru değildi. "Düşmanlıkların kesildiği" 1 Mayıs 2003'ü takip eden 82 gündür bir gram kimyasal, biyolojik ve nükleer silah bulunmuş değil. Irak'a resmi saldırının başladığı 19 Mart 2003'ü takip eden 124 gündür bir gram kimyasal, biyolojik ve nükleer silah bulunmuş değil. UNMOVIC silah denetiminin başladığı 2002 Kasım sonundan beri geçen 230 gündür bir gram kimyasal, biyolojik ve nükleer silah bulunmuş değil. Irak'ın El-Kaide ile olduğu iddia edilen bağlantısı herhangi bir delille desteklenmiş değil.

Yakın zamanlarda Irak'ın kayıp silahları skandalı ve Bush yönetiminin iddiaları, Irak'ın nükleer silah programını yeniden tesis etmek üzere uranyum "sarı pastasını" yoksa Nijer'den mi tedarik etmeye çalıştığı sorusuna odaklandı. Son iki hafta iminde Bush yönetiminin savaşlarını haklı göstermek için, Amerikan istihbarat çevrelerinin her köşesi tarafından yanlışlanan suni olarak üretilmiş kanıtlar kullandığı kesin olarak ortaya çıktı. Yönetimin bu konudaki açıklaması saat başı değişti: CIA onlara söylememişti, söylemişti de Bush ve Cheney duymamıştı, bir konuşmanın içindeki onaltı kelimeden ibaretti, herkes de yatışmalıydı.

Kimsenin yatışacağı falan yok. ABD Başkanı anayasayla düzenlenmiş Birliğin Hali konuşmasında Amerikan halkını tapon kalp süprüntülere olduğunu sağırsultanın bildiği delillere dayalı nükleer tehditlerle dehşete düşürüyorken, kimse yatışmamalı. Bu dehşeti Amerika'ya hiçbir tehdit oluşturmayan bir halka savaş açmak için kullanıyorken, kimse yatışmamalı. 200'den fazla Amerikan askeri ve binlerce Iraklı masum sivil bu yüzden ölmüşken, kimse yatışmamalı. Bu tüyler ürpertici ceset saayısı günbegün artıyorken, kimse yatışmamalı.

Nijer nükleer kalpazanlık skandalı bu suç senfonisinde sadece küçük bir ayrıntı. Yönetimin içindeki küçük bir ultra-muhafazakar şahin çetesinin devletin kalanının tamamen gözetimi dışında bizi bugüne ulaştırdığı herkes tarafından açık seçik görülür hale geldi. Bu grup istihbarat raporlarının belirgin bir şekilde abartılı yorumlarını üreterek savaş kotarmayı becerdi ve Amerika'yı bu savaşa sürüklemek için birçok sebebi olan bazı insanlardan gelen 'içerden bilgi'leri kullandı.

Özel Planlar Ofisi, yani OSP, Savunma Bakanı Rumsfeld tarafından özel olarak Irak'taki savaşı meşrulaştırmak amacıyla istihbarat verilerini çarpıtarak yeniden yorumlamak için kuruldu. OSP rütbeli amatörlerle, ideolojik şecereleri Rumsfeld ve çevresindeki şahin sürüsüne uygun sivillerle istihdam edildi. Bu grup devlet bordrolarında gözükmemesine ve herhangi bir Kongre gözetimine tabi olmamasına rağmen, getirdikleri bilgi ve yorumların Dışişleri Bakanlığı ve CIA'in sağladığı verilere üstün tutulması becerildi. Bu akıl almaz başarı, içlerinde Başkan Yardımcısı Cheney'in de bulunduğu yönetimin içindeki yüksek rütbeli ultra-muhafakarların himayesiyle gerçekleşti.
OSP'nin en yüksek kademelerinde Politikadan Sorumlu Savunma Müsteşarı Douglas J Feith ve Pentagon'a katılmadan önce Cheney için çalışmış eski bir donanma subayı olan William Luti gibi ağır toplar istihdam edildi. Bu iki adam çevrelerindeki danışmanlarıyla birlikte, İsrail müttefiki olarak yeni bir Irak yaratacağını, Basra Körfezi petrol ticaretine yönelik potansiyel bir tehdidi yokedeceğini ve İran'ı ABD müttefikleriyle kuşatacağını umdukları bir strateji doğrultusunda çalıştılar. Dışişleri Bakanlığı ve CIA bu planı ağır defolu ve ta derinden şüpheli istihbarata dayalı addetti. OSP bu eleştirilere Bakanlığı ve CIA'i devreden çıkararak yanıt verdi. Savaş zamanı geldiğinde hareketi Amerikan halkının gözünde meşrulaştıracak verilerin neredeyse tamamı OSP'den geliyordu. Amerikan istihbarat çevreleri tamamen gaspedilmişti.

OSP Irak silah kapasitesi hakkındaki delilleri değiştirmek veya abartmak istediği zamanlarda, Başkan Yardımcısı Cheney'i emsali daha önce görülmemiş şekilde delillerin "ileriye-bükülmüş" yorumlarını talep ettiği ziyaretler için CIA merkezine gönderdiler. Cheney gidemeyince yerine sağ kolu Lewis "Scooter" Libby gitti.

Üç sefer, eski Kongre üyesi Newt Gingrich, ultra-muhafazakar şahin Richard Perle'ün ve ona bağlı Savunma Politikaları Masası'nın "danışmanı" sıfatıyla CIA'i ziyaret etti. Bu ziyaretlerden aktarılanlara göre Gingrich, Hüseyin'den gelen tehlikelere dair değerlendirmelerini sertleştirmeleri doğrultusunda analistleri yıldırdı. CIA ve analistlere erişmesine OSP'nin özel ulağı olarak bilindiği için müsaade edildi.

OSP'nin Irak'ın silahları ve Irak halkının "kurtarıcıları"nı nasıl karşılayacağı konusundaki ana veri kaynağı, Ahmed Çelebi idi. Çelebi, 1997'den beri sürgünde Saddam'ı devirmenin yollarını arayan bir grup olan Irak Ulusal Kongresi'nin başkanıydı. Çelebi, 1992'de bir Ürdün mahkemesi tarafından 32 vakada banka dolandırıcılığından suçlu bulunmuş ve gıyabında 22 yıl hapis hükmü giymiş, buna rağmen Don Rumsfeld tarafından Saddam'ın uzaklaştırılmasından sonra Irak'ın lideri olmaya uygun görülmüştü. Aşikardır, Çelebi'nin yalan söylemek için birçok gerekçesi olduğu Rumsfeld ve OSP'nin hiç aklına gelmedi. Görünen o ki, sağladığı verilerle kendilerinden geçmiş olsalar gerek, çünkü bu veriler 11 Eylül 2001'den beri kurdukları hareket tarzını tamamen meşrulaştırıyordu.

Çelebi Irak'ın El-Kaide ile bağlantıları olduğu iddialarının ana kaynağıydı. Çelebi Irak'ın kitle imha silahları depoladığı iddialarının ana kaynağıydı. Çelebi Irak halkının ayaklanacağı ve Amerikan işgalcileri kucaklayacağı iddialarının ana kaynağıydı. Çelebi'nin bu son konudaki iddiaları savaş sonrası Irak'ın düştüğü tam kaos durumunun ana sebebidir, çünkü Rumsfeld Irak'ın yeniden inşa lojistiğinin çok basit olacağını varsayıyordu - Iraklılar bunu Rumsfeld için güle oynaya yapıvereceklerdi.

Knight-Ridder muhabirleri Jonathan Landay ve Warren Strobel'ın 13 Temmuz'da yayınladıkları "Planlamacılar Irak Kaosunda Çuvalladı" adlı yazıya göre, Çelebi tehlikeli bir joker olduğunu ispatlamış durumda. Yine de Çelebi'nin OSP ile işbirliği ve OSP üzerindeki etkisi azalmadan sürdü.

Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin verdiği bilgiye göre, Çelebi entrikasının bir diğer darbesi Şubat'ta, savaştan bir ay önce, İran'ın başkenti Tahran'da sert çizgide İslami liderlerle istişare ettiği istihbarat servislerince tesbit edilince ortaya çıktı. Aynı sıralarda, İran'da üslenmiş Badr Brigade adında bir Irak Şii milis gücü, Washington'daki alarm çanlarını çaldırarak kuzey Irak'a doğru hareket etmeye başladı. Aynı yetkilinin söylediğine göre, bir zamanlar Çelebi'nin kuvvetli arkalayıcısı olan Cheney, Pentagon'a sürgünlere verdiği desteği frenlemeyi emretti. Çelebi hala, 700 kişilik bir paramiliter birimin arkalanmasını da içeren Pentagon yardımını almaya devam etti. Savaşın doruk noktasında, tez zamanda iktidara geleceği beklentisiyle, ABD ordusu Çelebi ve adamlarını güvenli Kuzey Irak'tan güneydeki Nasıriye kentinin hemen dışındaki bir hava üssüne uçurdu.

Çelebi iktidara hiçbir zaman gelmedi. Yerine Paul Bremer, görünüşte ülkeye istikrar ve özgürlük getirme talimatıyla Amerikan Baştemsilcisi olarak atandı. Bu, en nihai yalandı, mahvedilmiş bir ulusun sivillerine karşı işlenmiş en iğrenç suçtu.

Geçen hafta Jodie Evans adlı bir kadınla konuştum. Uzun zamandır barış aktivistliği yapıyor ve IOWC, yani Uluslarası İşgal İzleme Merkezi adında bir grubun organize ediyor. IOWC'nin amacı Irak'ta dağıtılan ortak mukavelelerin gözcülüğünü yapmak ve Irak halkına neler olup bittiğini adam adama izlemek. "Eğer savaşa karşıysanız orda olmanız gerektiğini düşünüyorum" diyor Evans, "çünkü Irak'ta Irak halkının yanında olan kimse yok. Ve bunu biliyorlar".

Görüştüğümüz sırada, Evans Bağdat'tan yeni dönmüştü. Şehre ilk varışında, savaşın ve savaş sonrasında ülkeyi yeniden inşa etmekte yaşanan alçaltıcı başarısızlığın sebep olduğu belirgin kaosa şahit oldu. "Sıcaklık 50°C idi, tozluydu, havada herşeyi gri gösteren bir pus vardı", diyor Evans. "Yolda gördüğünüz binalar bombalanmış. Bazılarından hala alev çıktığını görüyorsunuz. Bazılarında sadece bükülmüş metal yığını halinde yapı iskelesi görebiliyorsunuz. Köprümüzden geçtik ve sağa daha önce kaldığımız için çok iyi bildiğimiz caddeye döndük, Birleşmiş Milletler Dp dahil bütün binalar ya boşaltılmış, ya bombalanmıştı. Heryer bombalanmıştı, pencereler yangından simsiyahtı."

"Vardıktan hemen sonra duyduklarımıza göre " diyor Evans, "durum savaştan öncesindekin kötü olmakla kalmıyordu. Savaş sırasındakinden bile kötüydü. İnsanlar altüst olmuştu, kızgındılar. Amerikalıların bunu nasıl da kasıtlı yaptıklarına dair birçok hikaye vardı. Bu seferkinden çok daha ağır olan '91 savaşından bir ay sonra, herşey yerliyerinde ve çalışmaktaydı. Şimdiyse, insanlar tahayyül bile edemeyecekleri bu kaosun içinde yaşıyor. Dışarı çıkamıyorlar. Kadınlar evlerini terketmedi. Birçok insan bombardımandan uzak durmak için kaçtığı Suriye'den, Kuveyt'ten ve diğer yerlerden dönmedi, çünkü Irak yaşanmaz halde. %65 işsizlik var, ve işlerine giden doktorlar, hemşireler, öğretmenler bile maaşlarını almıyor, neticede ortada para yok."

Evans Irak'ın 'yeniden inşa süreci'ne katılan birkaç Amerikalı'ya da rastlamış. Bunlardan biri şu anda Bremer'in, personelinin ve daha başka birkaç grubun ofis olarak kullandıkları korumalı bir saray olan Compound yerde çalışıyor. Bu organizasyonun bütününe Irak Yardım Merkezi veya IAC deniyor. Evans'ın karşılaştığı adam, Amerika'da bir dini kolejde din ve politika teorisi profesörü. Görevinin Bremer'e istihbarat toplamak olduğunu açıklamış.

"Bremer'e istihbarat toplayan bu profesöre, sayısız Iraklıyla konuştuğumu ve hepsinin kaosun kasıtlı olarak meydana geldiğini düşündüklerini söyledim," diyor Evans. "Özetle, bunun doğru olduğunu, kaosun iyi olduğunu, kaostan düzen çıkacağını söyledi. Yani Iraklıların söylediklerini -bu deliliğin kasıtlı olduğunu- bu istihbarat elemanı yalanlamadı. 'Eğer onları aç tutarsanız, bizim için herşeyi yaparlar' dedi."

"Bağdat'ta yeni bir sivil devlet kurmak ve düzeni geri getirmekle görevlendirilmiş adamla konuştum," diyor Evans. "Adı Gerald Lawson. Ona bu göreve gelmesini sağlayan birikiminin ne olduğunu sordum. 30 senedir Atlanta Polis'inde bulunduğunu söyledi. Bunun kendisine istikrarlı sivil bir devlet yaratma becerisini nasıl verdiğini sordum. Bir yönetici olduğunu söyledi. Iraklılar hakkında ne bildiğini sordum. Hiçbirşey bilmiyordu, ve bilmemesini de umursamıyordu. Tarihlerini, devletlerini bilmiyordu, bir kelime Arapça konuşmuyordu, öğrenmek de umrunda değildi. Bu adam Amerikan devletinde çalışmıyor, Dışişleri Bakanlığında çalışmıyor, CPA'da çalışmıyor. Eski generallerce kurulan bir işletmede çalışıyor. Görevleri yeni Irak devlet yapısını yaratmak."
"Görevi hastanelerin ihtiyaçlarını karşılamak olan adamla konuştum," diyor Evans. "Kendisi bir veteriner. Compound'un kapısında bir gün boy gösterip, yardım etmek isteyen bir gönüllü olduğunu açıklayan bir İngilizle konuştum. Hemen ertesi gün Bağdat'ın çöp kontrolünden sorumlu ilan edilmiş, halbuki bu caddeler süprüntülerle kaplı olduğu için devasa bir problem. Zamanını nasıl geçirdiğini sordum. Uday'ın sarayında aslanlar ve çitalarla oynayarak oyalandığını söyledi. Büyük jumbo jetlerin inmesi beklenen havaalanını tasarlamakla sorumlu adamla konuştum. Daha evvelden hiç havaalanı tasarlamamış."

"Bu süreçle ilgili konuştuğum diğer bir adam Don Munson idi," diyor Evans. "Görevi içişleri politikası. Bana 'Bir diktatörlüğü bir diğeriyle değiştiriyoruz' dedi. İki seneliğine orada, sarayın ilk katında çalışıyor."

"Hatırlarsanız," diyor Evans, "Amerika'nın ilk işi 80.000 polis memurunu görevden çıkarmak olmuştu. Bu adamların Hüseyin rejimiyle bir bağlantısı yoktu. Bu, Los Angeles'taki bir polis memurunu Bush yönetimiyle ilişkilendirmek gibi birşey. Orada konuştuğum herkes, büyükelçiler ve diğerleri, Bremer'i bunu yapmaması için uyardı. Polisler suçluları tanıyorlardı ve şimdi 80.000 tanesi gitti. Böylece şu anda mahalleleri yöneten küçük mafyalar var. Başka işlerin ve hayatta kalmanın başka yollarının yokluğunda, insanlar suç işlemeye yönelecek. Sınırlar ardına kadar açık -geldiğimizde durdurulmadık bile- böylece herşey Irak'a akıyor."

"Bir arkadaşımın kocası bir büyükelçi," diyor Evans. " Ona mevcut durumun normal işleyiş prosedürü olup olmadığını sordum. Özetle, işine veya kariyerine en ufak saygısı olan hiçkimsenin bu Irak projesinde çalışmayacağını, çünkü bunun çok açık bir maskaralık olduğunu söyledi. Sonraları, bu adamlar çekip gittikten sonra işe sıvanacağını, ama şimdi Bremer'le çalışmanın maskaralık olduğunu söyledi. Oradaki basın bile sadece başını iki yana sallayıp soruyor, kimse bir işi bu kadar batırabilir mi? Kimse bu kadar hatayı ardarda yapabilir mi? Bu kadar sersem olabileceklerini tahayyül edemezsiniz."

"Konuştuğum bir Iraklı kadın," diyor Evans, "Irak'ı yaralı bir hayvan olarak algıladığını söyledi, ve herkesin etten payını almak için geldiğini."

Örtbas birşeydir, suç başka birşey. Bush yönetimi, esas olarak da Rumsfeld'in Özel Planlar Ofisi'nde belirginleşen şekliyle, Irak'ın tehdit oluşturmadığını söyleyen hiçbir istihbaratı dikkate almadı. Güvenilir verileri yalanlar ve abartılarla ikame ettiler, Amerikan halkını ve Kongre'yi gündelik olarak bunlarla beslediler, ve savaş amaçlarına ulaştılar. Sonrasında, yeni elde ettikleri 'özgürlük' altında hergün acı çeken milyonlarca Iraklı sivil için hiçbirşey yapılmıyor.
Amerikan askerleri ölmeye devam ediyor. Pazar sabahı 101.Hava İndirme'den ikisi daha, kafilelerine roketli el bombaları ve hafif silahlarla düzenlenen saldırı sonucu öldürüldü. "Bu gencecik Amerikan askerlerini oradaki kapan kulelerde oturtuyorsunuz," diyor Jodie Evans, "orada dışavuran öfke ve hüsran ve intikam için oturutuyorsunuz."

Amerikan devleti Özel Planlar Ofisi'ni dolduran adamlar gibi uç noktalar tarafından ele geçirildiyse, Irak'ın Amerika'ya tehdit oluşturmadığını dümdüz ifade eden istihbarat verileri sırf gerçeklik ideolojik emellere uymuyor diye hasıraltı edildi veya abartıldıysa, Kongre'ye yalan söylendiyse, Amerikan halkına yalan söylendiyse, bu yalanların keskin ucundaki masum siviller kasıtlı tozduman ve bomba kraterleri içinde çürümeye terkedildiyse, Amerikan askerleri sokak ortasında bu yalanlar yüzünden vuruluyorsa, herhangi bir örtbasın başarılı olmasına izin verilemez.

Hesap verme zamanı gerçekten geldi. Başlasın, hemen başlasın