Sanat ve Politika
Sarah Burton’ın Howard Zinn ve Thom Yorke ile Röportajı
22 Kasım 2003, Resonance Magazin
Howard Zinn ve Thom Yorke, birlikte hiç öğle yemeği yemediler ya
da sohbet etmediler ya da kırmızı halı boyunca birbirlerine el
sallamadılar. Ancak yapsalardı ne olurdu? Eğer bu çok farklı iki
insan politikada sanatçıların rolünden bahsedecek olsalar ne
olacağını ortaya çıkarmak için Howard Zinn’in Seven Stories
Yayınevinden çıkan ( http://www.sevenstories.com ) yeni kitabı “Savaş
Zamanlarında Sanatçılar”ın son baskısını bir şans olarak
değerlendirdik. Bu konuşma için Radiohead üyesi Thom Yorke’dan daha
iyi kim olabilirdi ki?
Anlaşıldığı kadarıyla başkanımıza doğrudan bir gönderme olan en son
“Hail to the Thief” (Hırsıza Sesleniş) adlı tartışmalı albümlerinin
ardından, etrafındaki karmaşanın nihayet durulmasından sonra, Yorke
yine de Radiohead’in maksatlı herhangi bir politik tarz içerisinde
olmadığında ısrar ediyor. Mükemmel. Bu nedenle bütün yapmamız
gereken onu seçkin profesör, tarihçi, oyun yazarı ve ABD Halkının
Tarihi isimli kitabın yazarı Zinn ile biraraya getirmekti. Zinn ve
Yorke’un sanat ve politika hakkında, Marx ve Picasso’dan, Donna
Summer ve Public Enemy’ye kadar söyleyeceği epeyce şey vardı.
Soru: Bir defasında Pablo Picasso şöyle demişti: “Sanat bizim
gerçekliği fark etmemizi sağlayan bir yalandır.” Sanatçıların rolünü,
değişimi esinlendirmek ve bizlere dünyanın neye benzemesi
gerektiğini göstermek olarak tanımlayan bu alıntıyı nasıl
karşılıyorsunuz?
Zinn:Belli bir anlayış içerisinde dünyanın neye benzemesi
gerektiğini betimlediğinizde, gerçeği anlatmıyorsunuz. Gerçeği
betimlemekten çok bir hayâli tasvir ediyorsunuz. Geleceği
tanımlıyorsunuz, biraz ütopyacı ve biraz hayâl ürünü olan bir şeyi.
Dolayısıyla belli bir anlayış içerisinde, sanat gerçeğin
açıklanmasında son derece önemli bir yalandır. Bu yalanı oluşturan
sanatçıların, sadece gelecek hakkında ya da gelecekte yaşamın neye
benzeyebileceği hakkında konuşması değildir. Bütün romanlar bir
çeşit yalandır; gerçek olmayan hikayeler anlatıyorsunuz, ancak
bunlar şöyle ya da böyle çok önemli bir gerçeğe tekabül ediyor.
Yorke: Fox News bir yalandır. [gülüşmeler] Birilerinin gerçeği
anlatması gerekir, ancak bu benim işim olmamalı. Bu nedenle sanırım
ben yalan söyleyen tarafta olacağım. Hiçbir sanatçı gerçeğe ilişkin
herhangi bir giriş yoluna ya da bir olayın sahici anlatımına sahip
olduğunu iddia edemez diye düşünüyorum. Ancak kolayca görülebileceği
gibi, sanatçılar ellerinin altında biraz daha iyi araçlara sahipler
çünkü her ne hakkında yazmaya çalışırlarsa çalışsınlar kendilerine
güç katacak sanatları var. Müzikleri var.
Zinn:Bu doğru, bir öykü anlatıyorken, bir şey uyduruyorken bile
sanatçının elindeki gerçek çok güçlü bir şeye dönüşür. Çünkü
sanatçıların yaptığı şey heyecan ve tutku sağlamaktır; sanatçılar
hakikati güçlendiren, ona gerçekleri basit biçimde aktarmanın
başaramayacağı bir yoğunluk veren bir tür ruhsal öğe kazandırırlar.
Yorke: Bu bizi ciddi bir alarma neden olması gereken bir duruma
götürüyor. Eğer TV’de politik programlar varsa ve bu bir sanatçıyı
politik tartışmaları kışkırtmaya itiyorsa bu size sağa kayan anaakım
medyada dönen politik tartışmaların düzeyi hakkında korkunç şeyler
söylüyor. Burada ilginç olan şeylerden biri, geleceği
biçimlendirmesi gereken insanların siyasetçiler olması. Ancak
politik sistemin kendisi o kadar durgun ve halka kapalıdır ki
insanlar, sanatçılar gibi, başka kaynaklara bakınırlar çünkü sanat
ve müzik insanlara belirli bir özgürlük sağlar. Belli ki,
sanatçıların görevi buradadır, ancak Zinn gibi birisinin sanatçıları
kâhinler olarak düşünerek, onları [esin kaynağı olma bakımından]
değişimin sorumlusu insanlar olarak idealleştirmesi daha çok politik
sistemin bir ithamıdır. Kanımca bu mükemmel olurdu, ancak insanların
böyle düşünmesinin nedeni başka hiçbir yerde katılım öğesinin
olmamasıdır.
Zinn:Doğru, politik iktidar şirkeleşmiş elitler tarafından kontrol
edilir, ve sanat, totaliter bir durum içerisinde gerillaların etki
sahibi olabilecekleri gedikler ve fırsatlar bulmaya çalışması
anlamında, bir tür gerilla savaşı yeridir. Gerilla savaşı zorba
yönetimler devrildiğinde, örneğin faşist İspanya’da ya da Sovyetler
Birliği’nde olduğu gibi, insanların biraz özgürlük sahibi olduğu tek
alan olan kültür içerisinde başlar. Gerilla savaşı edebiyat, şiir ve
müzik ile başlar, çünkü bunlar egemen güçlere karşı doğrudan
tehditler teşkil etmez. Bunlar dolaylı ve ustaca yapılır, bu nedenle
egemen güçler bunların tehdit edici herhangi bir şeye yol açmayacağı
üzerine kumar oynar, ancak çoğunlukla bu kumarı kaybederler.
1982’de, katı apartheid boyunca, Güney Afrika’da bulunduğumu
hatırlıyorum. Burada aykırı görüşün ortaya çıkabildiği çok az bir
kültürel filiz vardı –şaşırtıcı şekilde, apartheid’ın ortasında
beyaz/siyah oyunların sahnelendiği Johannesburg’daki Pazar Tiyatrosu
gibi. Bu şeylerin etkisini ölçmek imkansızdır çünkü uzunca bir süre
kayayı aşındıran su ve rüzgar gibi yavaş bir şekilde iş görürler.
Sanatçıların gücünü abartmak niyetinde değilim, ancak bu politik
iktidarın menzilinin dışında, insanlara ulaşan özel bir güçtür.
Soru: Radiohead ilk defa yaygın biçimde tanındığında, bu tarz
değişimi esinlendirme hünerine sahip olabileceğiniz hissi sizde
uyandı mı?
Yorke: Değişimi teşvik ettiğimizi söylemek, kanımca, çok zordur diye
düşünüyorum. Belki de ana akım medyaya giriş yolu büyük ölçülerde
olmadığından ve insanlar ana akım medyanın dilini anlamadığından,
eğer müziği hafif politik olan şarkı sözleriyle birlikte
üretirseniz, insanlar bunu biraz emip sonra geri tükürürler. Süreç
oldukça ilham vericidir. Genel olarak söylenecek olursa, Zinn’in
söylediği gibi, eğer insanlar kafalarını iktidar çukurunun üstünde
tutmaya hazır olursa ve etraflarında ne olup bittiğiyle meşgul
olurlarsa, bu onları düşünmeye sevk eder.
Ben sanatı gidişatı değiştirmek bakımından ele almıyorum, ancak
sanatı daha çok, dil ve müziği kullanarak çoğunlukla sağ-kanat ve
politik sisteme ve onun şirketsel çıkarlarına bağlı olan ana akım
medyasıyla savaşmakta silahlar olarak görüyorum. Ama hala plak
satıyoruz diye milletin umurunda bile değiliz. Bunun sanat kısmı
tartışılır çünkü albümler satıyoruz ve yaptığımız müzik güçlü.
Benzer biçimde, eğer Picasso çok başarılı bir sanatçı olmasaydı,
“Guernica” gibi bir tabloyu yaptığında böylesi bir etkiye sahip
olmayabilirdi. Dolayısıyla eninde sonunda, sanatçıların medya
iktidarından ve medyanın meseleleri yönetme tarzından
kaçınabildiğini ve kendi işlerini yapmaya devam ettiğini düşünmek
idealistçedir. Bir kere daha, sadece bunları yapmaya iznimiz vardır
çünkü biz plâk satarız ve onlar bunun parasını ister.
Zinn:Evet, ana akım medya, ne tuhaftır ki, kâr güdüsüne karşı
zayıftır. Harper-Collins’in devasa yayınevi Michael Moore’u
yayınlayacak çünkü Moore onlara para kazandıracak. Ayrıca benim
Amerikan toplumuna ilişkin radikal bir inceleme olan “Halkın Tarihi”
kitabımı basacaklar çünkü bu onlara para kazandırıyor. Bu nedenle
Dixie Chicks, Pearl Jam ve Bruce Springsteen para kazandırdığı
sürece, kapitalist sistem bunların yayınlanmasını engellemekte
güçlük yaşayacaktır. Dalton Trumbo “Johnny Silahını Aldı” adlı
romanını yazdığında, bu kurguydu. İçindeki karakter, bildiğimiz
kadarıyla, gerçek yaşamda var olmamıştı. Birinci Dünya Savaşı’nda
savaş alanlarında başsız ve kolsuz bir insan gövdesi ve bir beyin ve
atan bir kalple, silahsız ve bacaksız, gözsüz ve burunsuz bir
askerdi. Bu gerçek değildi, bu bir kurguydu, bu bir yalandı. Ancak
onun romanı bu kişinin bir şekilde savaş hakkında gerçeği anlattığı
kanısını uyandırır. Sanatın gerçekleştirdiği işte budur –tam olarak
gerçek olmayan bir şeyi ele alır, bu uydurulur, ancak muhtemelen
basit bir kurgusal anlatımla boy ölçüştürülemeyecek bir tarz
içerisinde sizi gerçek hakkında düşündürtür.
Soru: Sizin, size kendi kendinize farkedemeyeceğiniz devrimci
birşeyi farketmenizi sağlayan bir kitap, belki de bir şarkı ya da
bir sanat eseri oldu mu?
Yorke: 70’ler boyunca Lennon’ın başını belaya sokan her şey. “Savaş
bitti” düşüncesi. Yüksek okulda, bu antagonistik slogan zihnimi
tamamen meşgul ediyordu. Müzik dışında yaptığı bütün her şeyin, ki
bu en çarpıcı olanıydı, çok cesurca olduğunu düşünüyordum çünkü her
şey dobra dobraydı. Ayrıca, o zamanlardaki müzikte, daha sonra
protest şarkılarda, Vietnam döneminde görünen tehlike duygusu vardı.
70’lerde harekete geçen, faal kuşaktan bütün insanlar, “Durdurun
dünyayı, bu doğru değil” dedi.
Bu şimdi olur muydu bilmiyorum çünkü medya uykuda kıstırılmıştı ve
bir süre için bu medyanın kullanmak için kârlı bulduğu bir
hikayeydi. Sanırım şu anda medya çok daha yoğun biçimde kontrol
ediliyor; bu çeşit parazite müsamaha göstermezler. Eğer bunu
günümüzde yapmış olsaydı, onun aslında bir yerlerle bağlantılı
olduğunu söylerlerdi. Eğer bunu ben yaparsam, bana yapacakları
kesinlikle bu olur. Bunu yapacak cesarete sahip olacağımdan emin
değilim. Şimdi yok edilmeniz için çok fazla zekice, şeytanca yol
var. Müzikle hiçbir ilgisi olmayan bir noktaya gelirsiniz. Mesele
müzikle alakalı olmaktan çıkar ve bütün medya mekanizmasını
ilgilendirmeye başlar.
Zinn:Sanatçılar açısından şimdi isyan etmek Dylan ve Beatles’ın
çağından daha zor, çünkü medyanın, hükümetin –özellikle şimdi Bush
yönetiminde- kontrolü çok ezici. İsyan etmek zor, ancak imkânsız
değil. Bruce Springsteen, Eddie Vedder, Ani DiFranco ve Dixie
Chicks’i otoritelere meydan okurken ve savaşa karşı dobra dobra
konuşurken görüyorum.
Soru: Gerek dolaysız biçimde politik gerekse de politik olmayan
sanatçılar için yer olduğunu söyleyebilir misiniz? Bunlarının
önemini açıklar mısınız?
Zinn:Her çeşit sanatçı vardır. Gerçekten bir toplumsal bilinci
olmayan, bir şekilde sanat ve hayat arasında sanatçıların
etraflarına bakmalarını ve neyin yanlış olduğunu görmelerini ve
sanatını bunu değiştirmek için kullanmaya çalışmalarını zorlayan bir
bağlantı olduğunu görmeyen sanatçılar var. Sadece eğlendiren
sanatçılar var. Biz sadece eğlendirici olan sanatı ortadan
kaldırmayı istemediğimiz ve bütün sanatın politik, devrimci,
dönüştürücü olması gerektiğinde ısrar etmediğimiz sürece, eğlence
faydalı bir şey olarak da değerlendirilebilir. İnsanları iyi
hissettirmek ve bir çeşit din gibi iş görmek için halkı
eğlendirmenin dışında toplum üzerinde gerçekten kötü bir etkisi
olmayan komedi, müzik ve sirk gibi şeylere zaten yer verilmeli.
Bu, insanların ihtiyaç duyduğu, Marx’ın “halkın afyonu” olarak
adlandırdığı şeydir. İnsanlar oyalanmaya ihtiyaç duyarlar.
Dolayısıyla bu bir amaca hizmet eder, ancak sanatçıların bütün
yaptığı buysa, istediğiniz eğlence kalıcı olacaktır. İnsanların
yaşadığı sefalet ve katlanmak zorunda kaldığı savaşlar kalıcı
olacaktır. Dünyada yaşamları kısıtlanan ve sınırlanan bir yığın
insan var. Büsbütün sefalet, hastalık ve şiddet içeren yaşamlar.
Bunu değiştirmek için durumun farkında olan ve sanatlarını bir
şekilde toplumu dönüştürmeye yardımcı olmak için kullanan
sanatçılara ihtiyaç duyarsınız. Sanat, dolambaçsız bir araç
olmayabilir, ancak bir bakıma şiirsel etkisi olacaktır.
Yorke: Ben politik olduğumuzu düşünmüyorum, sanırım sokak kürsüsü
olayının iyice farkındayım. Politik sanat çalışması yapmak zordur.
Eğer bütün yaptığı politik tartışma alanlarında var olmaksa, o da bu
dili kullanıyordur ve genel olarak bu çirkin bir dildir. Çok
ruhsuzdur, kesinlikle güzellik içeren bir şey değildir. Bunun
yakınına bile yaklaşmamamızın tek nedeni, sanırım –müziğe
inanmamızdaki herhangi bir gerekçe gibi- bu şeylerin içerilmesidir.
Bunlar yaşamınızı çevreleyen şeylerdir. Eğer oturur ve bunu bile
bile yapmaya çalışırsanız, ve bunu bununla değiştirmeye ya da şunu
bunla yapmaya çalışırsanız, bu asla sonuç vermez.
Müzik hakkında en önemli şeyin kaçış hissi olduğunu düşünüyorum.
Fakat kaçış için farklı yollar vardır. Kaçış bir gösteriye on bin
farklı insanla birlikte gelmek ve o ana tepki göstermek gibidir diye
düşünüyorum. O anı paylaşmak –bu kaçıştır. Müzik nereden gelirse
gelsin, aslında o anda olup bitenin yanında ikincildir. Sizi nasıl
da başka yerlere götürür. Önemli olan budur.
Zinn:Politik dilin büyük bir kısmının çirkin olduğu doğru. Michael
Moore gibi politik dili komik olanların yanında, Arundhati Roy ya da
Barbara Kingsolver gibi politik dili güzel olan politik yazarları
bağrımıza basmalıyız. Bu türden çirkinliğe, müziğin açıkça politik
olmaya çalışmaması gerektiğini çünkü güzelliğini kaybedeceğini
söyleyerek tepki göstermek mümkündür. Ancak bu olmak zorunda değil.
Dylan’a bakın. Çok güçlü bir şekilde politik, ama aynı zamanda
şiirsel.
Yorke: Benim iddiam şu olacak: Gerçekten politik olan sanatın içinde
iyi sanatın fazla olduğunu düşünmüyorum. İlk koşul iyi sanat
olmasıdır, ve eğer öyleyse, daha sonra bir kaçış hissi olması söz
konusudur. Ama ben taraf tutarım. Kaçmanın hiçbir şekilde yumuşak
başlı olması gerektiğini düşünmüyorum. Hiçbir zaman pop müziğin
gerçeklerden kaçan anlamsız sözler olduğuna inanmadım. Çok popüler
müziğin içinde bile her zaman bir karanlık vardır. Donna Summer’ın
“I Feel Love” parçasına bakarsanız, sözlerin ve söylediği tarzın
içerisinde, gerçeklerden kaçma hissi uyandırır ancak baştan başa
bütün seslerde ve şarkıyı söyleme tarzında olağanüstü bir karanlık
vardır.
Bu kaçış hissiyatının hemen arkasında çevrenizde olan bitenin bir
temsili vardır. Eğer hepsini uzaktan tasvir ederseniz, o zaman
hiçbir yüceltme hissiniz olmaz, çünkü hiçbir özdeşleşme hissi olmaz.
Ana akım medyadaki birçok politik söylem gibi bu kendi amacı
açısından saçmadır. Kendine has bir dili vardır, ama kahretsin hepsi
için geçerli.
Zinn:Gerçeklerden kaçışla ya da sizin politikadan hiçbir esintisi
olmayan katışıksız eğlence olarak adlandırabileceğiniz şeyle ilgili
ters herhangi bir şey olduğunu düşünmüyorum. Buna yaşamlarımızda
ihtiyaç duyarız, bütün hayatımızı kaplaması için değil, fakat bize
politika ve onun korkunç mücadeleleri hakkında düşünmek zorunda
kalmadığımız bir dünya kavrayışı vermesi için buna ihtiyaç duyarız.
Soru: Daha doğrudan ya da daha etkili olan bir sanat biçimi var mı?
Zinn:Elbette insanların bilincini dönüştürmekte farklı sanat
biçimlerinin farklı imkânları vardır. Edebiyat sanatı daha
doğrudandır. Şiir sanatı biraz daha dolaylı olabilir. Müzik savaş
karşıtı şarkılar gibi doğrudan olabilir veya daha dolaylı olabilir.
Napolyon savaşları boyunca Goya tarafından yapılmış tablolar gibi,
savaşın dehşetini gösteren tablolar gayet doğrudan politik olabilir.
Sanat çok doğrudan olabilir, ve bununla birlikte yine de insanların
bilincinde bir etkisi olan, insan hâline ilişkin bir şeyler
söyleyerek aynı zamanda daha ince de olabilir.
Yorke: [Edebiyat] doğrudan olmak bakımından daha rahattır çünkü
başka herhangi bir şeyden daha fazla kelimeleri silah olarak
kullanıyorsunuzdur. Müzik daha zor –politik bir popüler müzik
topluluğunun adını söylemeye çalışın. The Dead Kennedys. The Dead
Kennedys politiktir, fakat politik olmaktan daha çok eğlendiriciler.
Her zaman öyleydiler ve bahsettikleri şeylerin ötesinde, anlam
kazandıran da budur. Hayatınızda hiç duymadığınız en nahoş şeyler
üzerine şarkı söyleyebilirler, ancak bu eğlendiricidir, bu yüzden
işe yarar.
Zinn:Aslında, sanat ve politika konusunda her zaman aynı durumlarla
karşı karşıya geliriz. Savaşların olduğu ve Yunan oyun yazarlarının
karakterler yoluyla savaşa karşı dobra dobra konuştukları, antik
Yunana kadar gerilere dayanan uzun kesintisiz tarihsel bir çizgi
vardır. Bu günümüze kadar intikal eder. Dolayısıyla temel olarak
sanatçıların rolü değişmemiştir, ve toplumda halen temel değişimleri
gerçekleştiremediğimiz için bu rolün değişmediğini tahmin ediyorum.
Halen savaş var, halen sınıf, sömürü var ve halen ırkçılık var.
Bunlar var olduğu sürece –ki çok uzun bir zamandır varlar- sanatın
biçimleri ve sanatın içeriği aynı kalacak.
Soru: Şeyleri değiştirmek için girişimlerinde, zaman içerisinde
sanatçıların daha dolaysız hale geldikleri söylenebilir mi?
Zinn:Sanatçıların daha tok sözlü olduğundan emin değilim. 19.
yüzyılı ve geçmişte John Brown hakkında gayet doğrudan yazan
Thoreau’yu düşünüyorum, 19.yüzyılın ortasında dolaysız olarak adalet
ve iktidar hakkında yazan Melville’i düşünüyorum. Belki de, bir
açıdan düşünüldüğünde, bunlar hakkında bugün daha bilinçliyiz çünkü
bir bakıma sorunlar daha büyük –başka bir deyişle, savaşlar daha
büyük ve şiddet çok daha fazla. Adaletsizliğin ölçüsü arttı, o halde
sanat ölçüsünün de bununla orantılı büyümesi gerektiğini
söyleyebilirsiniz. [Ancak] olayların ölçüsü değişirken, sanatın
niteliği değişmemiştir. Toplumu dönüştürmek için sanatın hazırlaması
gereken koşullar aynıdır.
Soru: Radiohead’in doğrudan politik bir müzik topluluğu olmadığı
fikrine geri dönecek olursak, bu konuda birçok defa size sorulduğunu
biliyorum, ancak George Bush’a politik bir gönderme olarak
insanların “Hail to the Thief” in ismi hakkında yaptığı tahminleri
ve sizin politik bir topluluk olarak düşünülmekten sakındığınızı göz
önünde bulundurursak –eğer geri dönebilseniz ve bunu yeniden
adlandırabilirseniz, ne dersiniz?
Yorke: Oh, Tanrım, hayır. Gerçekten bundan ötürü dehşete düştük.
Bunu yapmak hususunda son derece endişeliydim çünkü tepkiye maruz
kalan sadece bendim ve bütün sıkı çalışmamızın sadece bunun gibi bir
ibare üzerinden değerlendirilmesinde endişeliydim. Dışarıdan politik
bir söz gibi görünüyordu. Ancak bunun hakkında emin hissetmemin
nedeni herkesin gerçekten bununla ilgilenmesiydi. Sonuçlarını göz
önüne almayarak, çok kuvvetli bir şekilde plağın kaynağının bu
olduğunu düşündüler, dolayısıyla böyle düşünelim dendi. Bunun böyle
adlandırılması gerektiği gün gibi ortaydı. “Hail to the Thief” ismi
yanlışlıkla, yersizlik ve komediyle ilgili; sonuçta haklı
olduklarını düşünüyorum.
Zinn:Kuşkusuz almaya değer bir riskti, çünkü Bush’un hırsız olduğu
fikri halen canlı ve Bush giderek daha fazla itibar kaybettikçe bu
fikir daha da canlı kalacak. Bu belki de sanatta, müzikte ön ayak
olabileceğiniz, kafanızı biraz dışarı çıkartabileceğiniz ve dünyanın
sizi izleyeceği bir örnek olabilir.
Soru: Tepki umduğunuzdan daha mı iyiydi yoksa daha mı kötüydü?
Yorke: Daha iyi, ki bu beni gerçekten şaşırtan bir şeydir. Bu
tartışmaların, bilfiil, her türden insanla sürekli olarak devam
ettiğini fark ediyorsunuz. İnsanların bütün zaman bu abuk sabuk lâf
hakkında konuştuğunu fark ediyorsunuz; dolayısıyla bu büyük bir şok
değildi. Sonuç olarak hiç de öyle aman aman bir şey değildi, ki bu
iyidir. Bir sorun olarak, tamamen sona erdiği için muazzam bir
rahatlık hissi oldu. Sanat hem yorumlanmalı hem de yanlış
yorumlanmalıdır; iyi sanatın doğasının bu olduğunu düşünüyorum. Eğer
bir şey yaparsanız, o zaman şu veya bu biçimde sonuç verir; mesele
budur. [gülüşmeler] Bu tamamen benim sanat öğretmenlerimden birini
çağrıştırıyor. Bu sanatın tahrik edici olmadığı anlamına gelmez, bu
sadece müziğin sizi kuvvetli bir şekilde içine çektiği, belki de
bazen aldırmadığınız halde belli bir tarzda size sözcükleri
dinletebildiği anlamına gelir. Fakat bu bütün müziklerde aynıdır.
Public Enemy’e ne demeli? Şu anda iyi bir grup oldular.
Zinn:Politika sahasına atılan ve politik demeçler veren sanatçılar,
çoğu kez, diğer sanatçı-meslektaşlarının ve sanat dünyası dışındaki
kamuoyunun kendilerine şüpheyle bakacaklarını ve “Bunu yapmamaları
gerektiğini, savaş hakkında şarkı söylememeleri gerektiğini, sadece
eğlendirmeleri gerektiğini” söyleyeceklerini bildiklerinden,
kararsız hissederler. Bu onların yapmak istediklerini yapmalarını
engellemeyebilir, bununla birlikte birilerinin kendilerine bunun
tarihsel olarak sanatçıların rolü olduğunu söylediğini
işittiklerinde bu onları teşvik eder. Bu sanatçıların toplumsal
değişimi nasıl teşvik ettiğine bir örnektir. Yunan oyun yazarları
hakkında bilgi sahibi olmak ve Ibsen ve Strinberg ve oyun
yazarlarının toplumsal bilinci hakkında bilgi sahibi olmak oyun
yazarları için önemlidir. Picasso’nun politik görüşlerini bilmek
ressamlar için önemlidir ve politik müziğin tarihini bilmek ve
bundan ilham almak bugün yetişen şarkıcılar için önemlidir.
Soru: Sanatçıları devrimciler olarak değerlendirebilir miyiz? Ya da,
Mark Twain’in onları adlandırdığı gibi, “gerçek yurtseverler”
şeklinde değerlendirebilir miyiz?
Zinn:“Yurtsever” tabirinde bir karışıklık var; “devrimciler”
tabirinde de bir karışıklık var. Ben bunu sadece kendi tarzımda
tanımlayabilirim. Bir devrimcinin şeyleri alt üst etmeyi, gidişatı
tersine döndürmeyi, şeyleri radikal bir şekilde değiştirmeyi isteyen
biri olduğunu varsayıyorum. Bir devrimci hakkında düşündüğümde,
insanların sömürüldüğü, küçük bir grup insanın ekonomiyi idaresi
altına aldığı, küçük bir grup insanın genç insanları savaşa yollamak
için karar aldığı mevcut koşulları radikal bir şekilde değiştirmeyi
isteyen birini düşünüyorum. Dolayısıyla bir devrim, sömürü, savaş ve
denetimden gerçekten demokratik bir topluma çok temel bir değişim
gerektirir.
Bu nedenle ben ya da başkaları bu tarihin bir kısmını ele aldığında
ve sanat ve toplumsal değişim arasındaki ilişki hakkında
konuştuğunda, bu belki de ne yaptıkları hakkında biraz ürkek ve
kararsız olan sanatçılar için cesaretlendiricidir. Çünkü yaptıkları
şey ana akıma ve ticaret dünyasına oldukça ters düşer [ve bu dünya]
muhtemelen onların üzerlerine üzerlerine gelir. Alabilecekleri bütün
güç, destek ve yardıma ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla sanatın rolü
üstüne yorum yapan bizler bunları sağlamaya çalışmalıyız.
|