SAVAŞA HAYIR: Kendini Fesheden Hareket

Tarık Ali

31 Mart 2008

Çeviren: Taner Olçum

Yazının orijinali için tıklayınız.

2003 yılında patlak veren savaşa karşı, bütün Batı’da milyonlarca insanı harekete geçiren, New York Times’ın bile “ikinci süper güç” olarak tanımladığı savaş karşıtı harekete ne oldu?

İşin aslı şu ki, bu hareket kelimenin gerçek anlamında hiç bir zaman bir “hareket” olmadı. Savaşı durdurmak için biraraya gelen, bütün siyasi görüşlerden yurttaşların oluşturduğu anlık ve umutsuz bir girişim, günlük bir galeyandan başka bir şey değildi.

Yalanlar üzerine kurulu olduğu içgüdüsel olarak bile fark edilebilen bir savaşı önleyecek bir güç olarak tasavvur edildi. Savaş gerçekten başladığında ise, savaş karşıtı kitlesellikler de ölmeye başladı. Kendi başarısızlıklarından dolayı moral kaybeden yurttaşlar, sokakları doldurabilecek sayılara ulaşmak için gereken gücü artık kendilerinde görmüyorlardı.

Bununla birlikte, bu zalim ve ahlakdışı işgalin beşinci yıldönümünde Irak’tan gelen veriler son derece dramatik; bir milyondan fazla ölü ve en az onun kadar da yaralı sivil, komşu ülkelere sığınan 3 milyondan fazla mülteci, ülkenin sosyal altyapısının tamamen yok edilmesi ve de facto olarak Balkanlaşma1.

Bütün bunlara karşı, Kuzey Amerikalı ve Avrupalıların verdiği tepki ise sükûnet. Neden? Iraklılarla herhangi bir dayanışmadan söz etmek imkansız. Çünkü onlar Arap, ve çoğunluğu Müslüman; ve Batı’yı kasıp kavuran İslam fobisi, öldürülenlerin zaten insanlıktan çıkmış, uzaklaşmış olarak görülmelerini de beraberinde getiriyor.

Aynı şey, 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa sömürgeciliği Mağrib’i ele geçirdiğinde de olmuştu. İtalyanlar’ın Libya’da gerçekleştirdikleri vahşet ve canavarlıklar, isyancıların lideri Şeyh Muhtar’ın halkın önünde asılması, İtalya’de küçücük bir tepki bile uyandırmamıştı. Fransızlar’ın Cezayir Savaşı’nı protesto etmesi için, epey bir zamanın geçmesi gerekti. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir. “Medeniyet götürme misyonunun harareti”, o zaman olduğu gibi şimdi de, Batı kamuoyunu düşünmekten yoksun bıraktı. Bunun yanında, Irak işgaline karşı direnen grupların hepsi din menşeili olmasa da, aralarında din üzerine kurulu grupların olduğu da bir gerçek. Genel anlamda Batı Avrupa’daki işçi ve ilerici hareketleri ise yükselen bir kriz içinde ve Filistinliler’in acılarına kayıtsız kaldıkları gibi, Iraklıların yaşadıklarına da kayıtsız kalmaya devam ediyorlar.

Bütün bunlar aslında, Batı’da neler olduğunun da bir yansıması. Her ne kadar son yıllarda pek fazla savaş karşıtı hareketten söz edemesek de, Kuzey Amerikalı ve Avrupalıların büyük bir çoğunluğu hala, bütün yabancı askerlerin Irak’tan çekilmesinden yanalar; fakat sesleri siyasi kurumlar tarafından kulak arkası ediliyor. Batı’da gittikçe büyüyen bir siyasi temsiliyet krizi var. Demokrasinin içi gittikçe boşalmaya başladı. Birleşik Devletler seçim kampanyasında, Demokrat adaylar kamusal alanda Irak’tan çekilmeden yana olduklarını belirtirken; bir yandan da orduya gizlice, insanların bu durumdan rahatsız olmalarından ötürü bunu böyle söylemek zorunda olduklarını söyleyip aslında öyle bir niyetlerinin olmadığı konusunda güvence veriyorlar.

En nihayetinde, Birleşik Devletler’de zorunlu askerlik uygulamasının olmaması gerçeği, birçok Amerikalı’nın savaştan doğrudan etkilenmemesi anlamına geliyor. Savaşa karşı çıkan asker aileleri, baskı yapan yegane önemli grup konumunda. Birleşik Devletler zorunlu askerliğe bir alternatif olarak, dünyanın her tarafından paralı asker topladı: 50.000 Ugandalı, binlerce Orta Amerikalı ve Güney Afrikalı ve Irak’ta savaşmak için piyasa fiyatı ödenen niceleri. Onların ölmesi kimin umurunda ki? Bu, onlar için ABD vatandaşlığı ve alacakları maaşlara karşılık üzerlerine aldıkları bir risk. Bu korkunç tablonun, Batılılar’ı bir düşünmeye sevketmesi gerekiyor.


Dip Notlar:

1 Balkanlaşma: birbirine düşman olan muhtelif ufak devletlere bölünme durumu.