Irak
Seçimleri
Tom
Engelhardt
26
Ocak 2005
Uzun
süredir beklenen 30 Ocak Irak seçimleri, ABD’de, hep “seçimlere
kadar” vurgusunun veya daha yakında da “seçimlerden önceki
günlerde” vurgusunun eşlik ettiği bir seçim olarak
nitelenebilir. “Egemenlik” geçtiğimiz Haziran ayında (bir
önceki “devredilen kadar” vurgusu) Geçici Irak Hükümeti’ne
devredildiğinden beri, Amerikalı yetkililer Irak’ta “şiddet”in
30 Ocak tarihine “kadar” düşeceğini tahmin ediyordu –
tabii ki, bunun zirveye ulaştıktan sonra, kesinlikle düşeceğini
ima ederek. Amerikan basını ve TV haberleri bu sözleri tekrarlıyordu.
O güne daha da yaklaştıkça, seçimden “önceki günlerde”
şiddetin yoğunlaşacağı tahminleri vardı – ve sonraki günlerde
de Iraklılar, kötü koşullar altında oy vermeye gitsin veya
gitmesin – şiddetin tam olarak sona ermeyeceğine ilişkin ilk
imalar yapıldı.
Tabii,
Irak’ta çeşitli isyancı fraksiyonların seçimleri aksatmak
istedikleri bilinen bir şeydi. Fakat bundan önceki egemenlik anına
olduğu gibi seçimin kendisine odaklanmak daha büyük stratejik
hedefi kaçırmak olur – ki isyancılar genelde bu stratejik
hedefi izler gibi görünüyorlar. Biz bir sonraki “…
kadar”’a, belki yeni Irak anayasasının yazılmasına doğru
ilerlerken de, şüphesiz 31 Ocak’ta veya 31 Şubat’ta veya 31
Mart’ta bu hedefi aynı yoğunlukla izlemeyi sürdürecekler.
Her şeyden önce gerilla savaşları tarzını benimseyen isyancılar,
ülkedeki Amerikan işgalcilerini izole etmeye çalışıyor. Bunu
harfi harfine yapıyorlar; yolları ve destek
hatlarını keserek ve tedarik konvoylarına
pusu kurarak (ABD ordusunun gücünün, Bağdat Uluslararası
Havaalanı’ndan başkentin kalbindeki Yeşil Alan’a giden
hayati önemdeki yolun bile güvenliğini
sağlayamadığını unutmayın.) Bununla beraber, Amerikalılar
ile (polis, müteahhit, hakim, politikacı, tercüman, Amerikan üslerinde
veya Ulusal Muhafız Alayında temizlikçi kadın olarak) işbirliği
yapmak veya herhangi bir biçimde onları desteklemek veya açıkça
yüzde 50’nin üstünde işsizlik oranı olan bir yerde ülkeyi
işgal edenlerden birkaç dolar kazanmak isteyen Iraklılar arasındaki
bağlantıların mümkün olduğunca fazlasını, yapabildikleri
kadar şiddetli bir şekilde, kesmeye çalışıyorlar. Bu gerçekten
de acımasız bir kampanya – katliamlar, kafa kesmeler, kaçırmalar,
her türden cinayetler, arabalarla bomba patlatmalar ve havan topu
saldırıları – ve seçimler olsun veya olmasın, bu kampanya yükseliyor.
Irak
bölgelerinde, öyle görünüyor ki, hemen her şey isyanın yükselişine
ve başarısına katkıda bulunuyor. Petrol ihracatı sava-öncesi
dönemin altında seyrediyor. Elektrik günün büyük bölümünde
birçok yerde bulunmuyor. (“
Seçim istemiyoruz,
elektrik istiyoruz!” Washington
Post muhabiri
Anthony Shadid tarafından bildirilen, Bağdat’taki Petrol
Bakanlığı’nın dışındaki bir gösteride isyancı Şii
ruhani lider Mukteda El Sadr yandaşlarınca son zamanlarda atılan
bir slogandı.) Benzin ve gazyağı vahim bir şekilde yetersiz. (Örneğin,
Shadid gösteriye giderken 5 mil uzunluktaki benzin kuyruğunun
yanından geçtiğinden bahsediyor.) Şu an kötü ünüyle meşhur Ebu Garip ve
diğer Amerikan hapishaneleri ve tutuklama merkezleri bir kez daha
doluyor; İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yeni bir
raporuna göre, sistematik işkence edimleri ve suistimaller şu
anda Amerikalılardan – örnek oluşturma konusundaki söylemi
hatırlayın – Irak polisine ve istihbarat güçlerine yayılmış
durumda. (Washington’da işkenceyi Amerikan cephanesinin bir parçası
olarak korumak gerektiğini destekleyen tüm
argümanlar, örneğin Irak’ta olduğu gibi işkence edimleri ve
aşağılamalar daha fazla düşman yaratmaktan ve daha da güçlü
bir isyanı körüklemekten başka bir şey yapmaz.)
Ah
evet, ve Knight Ridder’da (Irak ve Washington’dan geçen yıl boyunca iyi
bir habercilik yapan) Tom Lasseter ve Jonathan S. Landay’ın
yazılarından alınan
bir manşetin dediği gibi: “Irak isyanı gittikçe büyüyor ve
daha etkili oluyor.” Bir bölümü üzerinde duracak olursak, şunları
belirtiyorlar:
“Her
tür askeri kıstasa göre, ABD Irak isyanı karşısında
geriliyor… Bir Washington politika araştırma örgütü olan
Brookings Enstitüsü’nden Michael O’Hanlon ‘Tanımlayabildiğimiz
bütün eğilim çizgileri yanlış yönde ilerliyor. Kazanmıyoruz
ve güvenlik eğilim çizgileri neredeyse kaybettiğimize inanmanıza
yol açabilir” dedi.
Etkisiz
Irak güçleriyle ilgili panik tam da Vietnam Savaşı’nın ilk
yıllarındaki manşetlere denk düşen manşetler atılmasına
neden oluyor; New York Times’ın birinci sayfasında “General Irak Askerlerinin Daha Çabuk Eğitilmesini İstiyor” manşetiyle
beraber yer alan şu alt manşet gibi: “Binlerce Amerikan Askeri
Danışmanı için Planlar Yapılıyor. Ve Vietnam savaşının
hemen her yılında dile getirilebilecek şuna benzer feryatlara
yol açıyor: Neden “o” Iraklılar “bizimki”lerden daha
iyi ve daha ateşli şekilde savaşıyorlar?
Bush
yönetimi, söylenilene göre, 2005 mali yılı için Kongre tarafından
şimdiden tahsis edilen 25 milyar dolarlık acil durum bütçesinin
üstüne (temel olarak Irak için)
<b>80 milyar dolarlık yeni bir askeri fon talebini
daha
istiflemeyi planlıyormuş, ne önemi var? (“Yaklaşık 105
milyar dolarla, 2005’teki askeri operasyonlar için ayrılan
toplam fon, Bush’un Çevre Koruma Ajansı için ayırdığı
fondan 13 kat daha fazla olacak.”) Ve bunun 2005 yılı için
son rakam olmayacağına dair iyi bir bahse girebilirsiniz.
Bu
arada, Reuters’a göre, bu 80 milyar dolar, Bağdat’ın Yeşil
Alanı içerisine inşa edilmesini düşündüğümüz yeni “elçilik
kompleksi” için gerekli olacak muhtemel 1-2 milyar doları bile
kapsamıyor. (Bir de “…’e kadarki” uzun süreli yerleşimi
düşünün!) Askeriye,
2006 yılı boyunca veya daha sonra, en azından şu anki birlik düzeyini
korumayı (ve şüphesiz defalarca, daha da uzatılmış görev sürelerini
ve devam eden zorunlu askere alma uygulamasını) planlayarak
Irak’taki olayların gidişatını nasıl değerlendirdiğini
ifade ediyor. Ve son zamanlardaki bir Reuters
haberine göre:
“Resmi
bir yetkili Cuma günü, Beyaz Saray’ın 45 üyeli ‘gönüllü
koalisyon’ olarak bilinen ve Washington’ın 2003 işgalinin çok
taraflı bir eylem olduğu argümanını desteklemek için kullandığı,
Irak müttefikleri listesini ıskartaya çıkardığını söyledi.
İsminin belirtilmesi koşuluyla konuşan yönetimden üst düzey
bir yetkili, Beyaz Saray’ın koalisyon listesini, Haziran ayında
iktidarın Geçici Irak Hükümeti’ne devredilmesinden sonra bir
ara Irak’ta birlikleri olan 28 üyelik daha küçük bir görev
çizelgesiyle değiştirdiğini söyledi.”
New
Yorker dergisinde
yakınlarda yayınlanan Irak’ta ordunun durumuyla ilgili bir köşe
yazısı, oradaki birliklerimizin tarihteki en fazla izole oymuş
işgal gücü olduğunu belirtiyordu. Kendi karargahlarının dışında
hiçbir yerde çelik yeleklerini çıkaramıyorlar, markette alışveriş
yapamıyorlar veya Vietnam’da olduğu gibi bar kızlarıyla düşüp
kalkamıyorlar. Öyle görünüyor ki, daha geniş bir ölçekten
baktığımızda, Bush yönetiminin politikalarından aldıkları
büyük yardım ve desteklerle, Irak gerillaları sadece
Irak’taki Amerikan güçlerini izole etmiyor, aynı zamanda
ABD’yi dünyada da izole ediyor – ve bu garip, hemen hemen
benzersiz bir gelişme.
Şu
mütevazı moral düzeltici haberle bitireyim. Bir
Washington Post haberine göre, yıllık Alfalfa Yemeği’nde
Başkan şakayla Dışişleri Bakanlığına atanan Condoleezza
Rice ile ilgili şunları söylemiş: “İnsanlar sürekli bana
Condi’nin nasıl biri olduğunu soruyorlar. Evet, yaratıcı, sıkı
birisi – bir de Martha Stewart’ın nükleer kodlara ulaşabilme
imkanı olduğunu düşünsenize!” Peki ya parmaklıkların
arkası ve nükleer kodlara erişim? Şimdi bu güven veren bir şey
değil mi?
[Bu
makale ilk olarak Tomdispatch.com’da yayınlandı. Tomdispatch.com, Nation
Institute’ün bir weblogudur ve Tom Engelhardt’tan düzenli
olarak kaynak, haber ve fikir akışı sunmaktadır. Tom
Engelhardt uzun süredir yayın editörüdür ve The
End of Victory Culture (Zafer Kültürünün Sonu) ve The
Last Days of Publishing’in (Yayıncılığın Son Günleri)
kitaplarının yazarıdır.]
|