Toplumsal Hareketler
Vandana Shiva’yla Röportaj
Vandana Shiva ve Victor Chen
19 Kasım 2003, In TheFray.com
1999’da on binlerce insan Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) bir
zirve toplantısını protesto etmek üzere Seattle sokaklarını
doldurduğunda, pek çok haber programı o anki manzaraya odaklanmıştı
– havadaki göz yaşartıcı gaz, tuzla buz olmuş vitrin camları,
polisle siyah giysili anarşistler arasındaki çatışmalar. Kitlesel
gösterilerin patlak vermesine neden olan konular ise bastırılmıştı.
Sokaklarda, protestocular pek çok yerel yasanın (deniz
kaplumbağalarını koruyan düzenlemelerden hormon yüklü sığır eti
yasaklamalarına kadar) bozulmasındaki rolü ve milyarlarca insanı
etkileyen “demokratik olmayan” karar alma yolları nedeniyle DTÖ’yü
açıkça suçluyordu. Aktivistler haykırdı; az insan işitti.
Hindistanlı çevreci Vandana Shiva o dönem, Seattle “yeni bir
demokrasi hareketinin” doğumuydu, diye yazdı. Shiva da Seattle’daydı;
tarımsal ürünlere yönelik genetik mühendisliğine, tohumların
patentlenmesine ve ulus ötesi şirketlerin “yaşamlarımızın her boyutu
üzerinde - yiyeceklerimiz, sağlığımız, çevremiz, işimiz ve
geleceğimiz- denetim kurma” çabalarına kamusal alanda karşı çıktı.
Sokaklardaki gösterileri övdü ve bunların yazılmakta olan tarihi
temsil ettiklerini savundu. Dünyanın her yerindeki, zengin
ülkelerdekilerin yanı sıra yoksul ülkelerdeki vatandaşlar da, artık
“paylaşmaya haklarının olduğu kararlardan daha fazla dışlanmayacak
ve sindirilmeyecek” dedi.
Shiva ve diğer eleştirmenler Seattle’da anaakım medya tarafından
büyük ölçüde göz ardı edilmiş olsalar da, “ulus ötesi şirket
denetimli küreselleşme”ye karşı davalarını o günden bugüne inatla
sürdürdüler. Stolen Harvest (Çalınmış Mahsul) ve Su Savaşları
kitaplarının yazarı ve (“Alternatif Nobel Ödülü” olarak da bilinen)
Right Livelihood Ödülü’nün sahibi Shiva, lidersiz, demokratik
yapısıyla övünen bir protesto hareketinin en çok alıntı yapılan
sözcülerinden biri -ve bu hareketteki, dünyadaki en yoksul
insanların yaşadığı “Üçüncü Dünya” diye bilinen “Küresel Güneyden”
gelen az sayıda sesten biri- oldu.
Shiva Hindistan’ın kuzeyindeki Dehradun şehrinde, Himalayaların
eteklerinde doğdu. Fizik eğitimi aldı, yaşamını aktivist olarak
geçirmek için akademik dünyayı bıraktı, son yirmi yıldır esasen
biyoçeşitlilik, dünyadaki bitki çeşitleri ve hayvan yaşamı
konularında çalışıyor. 53 yaşındaki aktivist, memleketi
Hindistan’da, tarımsal çeşitlilik ve çiftçi hakları adına çalışan,
Yeni Delhi tabanlı “Bilim, Teknoloji ve Çevre Politikaları İçin
Araştırma Vakfı”nın ve Navdanya diye bilinen ulusal hareketin
kurucusu olarak tanınıyor. Navdanya’nın en yeni inisiyatiflerinden
biri biyoçeşitlilik, kültürel çeşitlilik ve besin güvenliği adına
uluslararası bir kampanya olan “Diverse Women for Diversity,
(Çeşitlilik İçin Çalışan Farklı Kadınlar)”dır.
Ticaret bakanları bu Eylül, bir başka DTÖ bakanlar toplantısı
için Meksika’daki Cancun’da bir araya geldiklerinde, Shiva ve
binlerce protestocu onları karşılamak üzere oradaydı. Bir kez daha,
şiddet manşetlere hakim oldu –bu sefer de kendini politik bir eylem
olarak polis barikatlarında öldüren Kyung-Hae Lee’nin, Güney Koreli
bir çiftçinin intiharı (Lee, DTÖ’nün tarımsal politikalarının
kendisi gibi küçük çiftçileri “öldürdüğünü” açıkladı.)
INTHEFRAY.COM’un editörü Victor Tan Chen, Shiva’yla Cancun’da
dünyadaki toplumsal hareketlerin bugünkü durumu, ulus ötesi şirket
iktidarına karşı yeni mücadeleler ve bir adamın nihai fedakârlığının
anlamı hakkında sohbet etmek üzere buluştu.
Soru: Geçtiğimiz birkaç on yıl boyunca toplumsal hareketlerde ne
gibi değişiklikler gördünüz?
Cevap: Ortaya çıkan bütün yeni toplumsal hareketler; güneydekiler ve
aşırı derecede yerel olan hareketler bile kendilerini ayakta tutma
ve küresel dayanışma yoluyla güç kazanma konusunda başarılı oldular.
Bu kısmen, 80’lerden itibaren, karşı karşıya kaldığımız en kötü
sorunların kendi toplumlarımız tarafından yaratılmamış olmasından
kaynaklanır. Bu sorunlar Dünya Bankası borçları, IMF borçları, Dünya
Ticaret Örgütü kuralları, küresel ulus ötesi şirket suçları yüzünden
oluştu – ve bu küresel tehlikelerle uğraşmak için küresel
dayanışmaya ihtiyacınız vardır. Ve hareketler, yeni stratejiler,
yeni eylem biçimleri, entelektüel çalışma, araştırma ve taban
hareketi eylemlerinin yeni kombinasyonlarını yaratmada son derece
hünerliydiler. Benim –biri 1982’de [Bilim, Teknoloji ve Çevre
Politikaları İçin Araştırma Vakfı] biri de 1987’de [Navdanya]-
kurduğum kurumların ikisi de küreselleşmenin, küreselleşmeye cevap
oluşturmanın çocuklarıdır ve her ikisi de hem parlamentoyu
desteklemek ve etkilemek yoluyla yerel ve ulusal düzeyde, hem de
küresel dayanışma yoluyla uluslararası düzeyde fazlasıyla
çalışmaktadır. Aynı zamanda da en yüksek kalitede entelektüel
çalışmayı toplumdaki en derin çatışmayla birleştirdiklerine
inanıyorum. Ve bunların tamamen yeni eğilimler olduğunu düşünüyorum.
S: Bunun bugün dünyada var olan toplumsal hareketler için enerjik
bir dönem olduğunu düşünüyor musunuz?
C: Enerjinin açığa çıktığı tek yer olduğunu düşünüyorum. En
azından enerji denmeyi hak eden enerji. Çünkü bereket versin ki
Hindistan’da yıkıcı enerji ve yapıcı enerji için farklı terimlerimiz
var. İkisi için aynı kelimeyi kullanmıyoruz. Ama Batıda, tek bir
sözcüğünüz var. Bu yüzden Bay Bush’un Irak’ı bombalama enerjisi gene
enerji. Bir Monsanto’nun tarımı yok etmesi gene bir enerji. Ama
bizde bunun için farklı bir kelime var. Ve bence, bizim için,
pozitif, yaratıcı enerjinin ortaya çıktığı tek yer toplumsal
hareketlerdir.
Devletler görevlerinde başarılı olamıyorlar. Ya bu çok çok
diktatoryal kurallar tarafından hareket etmekten alıkoyuldukları, ya
da iktidarlarından vazgeçmeye gönüllü oldukları için başarısız
oluyorlar. Ama onların iktidarı tam egemenlik anlamında kendi
iktidarları değil; onların iktidarı…yurttaşların iktidarıdır.
Dolayısıyla devletler iktidarlarından vazgeçtiklerinde
vatandaşlarının haklarından ve iktidarından da vazgeçiyorlar, ve bu
meşru olmayan bir adımdır. Yani elimizde ya sakatlanmış devletler ya
da ulus ötesi şirket devletleri var – ve etkin devletler sadece ulus
ötesi şirket devletleridir. Diğer devletler sakatlanmış
devletlerdir. Ve toplumsal hareketler bir geleceğin şekillendiği
yegane yerlerdir, çünkü ulus ötesi şirketler geleceğin imhasını
şekillendirmektedir.
S: Sizce bugün toplumsal adalet aktivistlerinin karşılaştıkları
en büyük meydan okuma nedir?
C: En büyük meydan okumanın, insanlığın şimdiye kadar hiçbir
zaman yaşamının bu kadar temeline yönelik bir saldırıya cevap verme
ihtiyacı duymamış olması olduğunu düşünüyorum. Tohumların
patentlenmesi, suyun özelleştirilmesi, tarımın bütününün ele
geçirilmesi. Hareketler ve politik örgütlenmeler olarak, daha yüksek
maaşlar ve konuşma özgürlüğü için savaşmak üzere donandık. Ve şimdi,
hayatta kalmak için savaşmak zorundayız. Hayatta kalmak için
savaşmak herkesin ortak amacı, fakat zengin ve yoksul arasında
parçalanmış olan bir dünyanın mirasıyla bölünmüş durumdayız.
Toplumsal hareketlerin karşılaştığı en büyük engel, türlerin
devamlılığının sağlanması konularına değinilmesi değil, kutuplaşmaya
kayılması. En büyük ulus ötesi şirketler bu kutuplaşmalarda Kuzeyin
zenginliğini, Kuzeyli yurttaşlarla Güneyli yurttaşların
dayanışmasını ve birleşmesini engellemek için kullanıyorlar.
Seattle’dan sonra Kuzey’deki kampanyaların ve hareketlerin nasıl
sürekli “zengin insanlar”, “beyaz insanlar” ve “yoksul-karşıtları”
olmakla suçlandığını fark etmişsinizdir. Ve “yoksul-yanlıları” tam
da bizi yok eden kuruluşlardır. Dolayısıyla politik analizlerimiz ve
eylem stratejilerimizde büyük bir sıçrama yapmamız gerektiğini
düşünüyorum.
S: Hareketlerin ulus, ırk, toplumsal cinsiyet ve sınıf çizgileri
doğrultusunda örgütlenerek iyi bir iş yaptıklarını düşünüyor
musunuz?
C: Daha iyisini yapmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Ve bu
yüzden “Diverse Women for Diversity”yi oluşturdum. Hala ırk ve sınıf
temelinde ayrımlarımız olduğunu düşünüyorum ve aşmamız gereken tam
da bu.
S: Sizce, küresel adalet hareketinde kadın sorunları daha
belirgin bir hâl mı alıyor?
C: Durum şu ki kadınların liderliği belirgin. Ve kadınlar tüm
toplumsal sorunları –besin, su, geçim kaynaklarının yok edilmesi-
kendi sorunları olarak tanımlıyorlar ve her yerde, en azından taban
hareketi içinde kadınların gündemi şekillendirdiğini görebilirsiniz.
S: Toplumsal adalet için mücadele eden günümüz aktivistlerine ne
gibi bir öğüt verirdiniz?
C: Ayakta kalabilme enerjisine sahip olmalarını; bu, uzun ve
kazananı belli olmayan bir mücadele. Neşeli kalmalarını ve
mücadelelerinden keyif almalarını. Mücadelenin kendisinin
taşıyabileceklerinden fazla bir yük haline gelmesine izin
vermemelerini. İnsanlıklarından zevk almalarını ve politik
aktivizmin onları insanlıktan çıkarmasına izin vermemelerini.
Tutkuyla kenetlenmelerini ama tutkuyla kenetlenirken bağımsız
olmalarını.
S: Burada DTÖ’yü protesto eden insanlar için söyleyecekleriniz
var mı?
Asıl söyleyeceğim, yaşamını hepimiz için feda eden ve bu yolla bu
durumun yaşamla ilgili olduğunu vurgulamak isteyen Koreli çiftçiye
derin bir saygı göstermemiz gerektiğidir. Ve keşke akıllarımızı ve
kalplerimizi bu fedakârlıkta odaklanmış olarak tutabilsek ve buradan
hareket edebilsek, demek isterdim. Ve bu “oh, piyasa erişimi Üçüncü
Dünya’ya yardım ediyor mu?” sorusunun bizi şaşırtmamasını. Ve
hareketi bölen saçma sapan saptırmaların. Enerjimizi sadece Bay
Lee’ye odaklamamız ve “İşte sorun bununla ilgili” dememiz gerekiyor
diye düşünüyorum. Bize bunu hatırlatmak için hayatını verdi,
unutmayalım.
Çeviren : Ece (Feminist Kadın Çevresi)
|