Tayin-okrasi
George Bush’un Irak’ı İçin Bir Model

Naomi Klein

23 Ocak 2004




Salı günkü ‘Birliğin Durumu’((State of the Union(1) ) başlıklı konuşmasında ABD Başkanı George Bush, “Irak halkı özgürdür” diye bildirdi. Bir gün önce 100,000 Iraklı “müsaadenizle aynı fikirde değiliz” dedi; “Evet, seçimlere evet. Hayır, seçmeceye hayır” diye bağırarak Bağdat sokaklarına döküldü.

Irak işgal şefi Paul Bremer’e göre, aslında Beyaz Saray’ın özgürlük anlayışıyla, sokakta talep edilen arasında bir fark yok. Cuma günü kendisine, atanmış meclis toplantıları yoluyla Irak hükümetini oluşturma planının Ayetullah Ali El-Sistani’nin doğrudan seçim çağrısıyla bir çatışmaya doğru gidip gitmediği sorulduğunda, Bremer Ayetullah Ali El-Sistani’yle “temel bir uzlaşmazlığının olmadığını” söyledi.

Söylediğine göre, sadece ayrıntılar üzerinde önemsiz bir anlaşmazlık var: “gelişmelerin teknik ayrıntılarına girmek istemiyorum. Bu konulardaki uzmanlarla konuşacak olursanız, kısmi seçimleri ve meclis toplantılarını düzenlemenin her türlü yolu mevcut. Ben bir seçim uzmanı değilim, bu yüzden ayrıntılara girmek istemiyorum. Ancak biz olumlu gelişmeleri dikkate almak istediğimizi her zaman söyledik.”

Ben de bir seçim uzmanı değilim, ama yine de inceltilemeyecek farklar olduğundan eminim. . Ayetullah Ali El-Sistani’nin destekçileri her Iraklının oy kullanmasını ve seçtikleri insanların bu ülkenin yasalarını yazmalarını istiyorlar -sizin temel, kusurlu, temsili demokrasiniz.

Bay Bremer Geçici Koalisyon Yönetimi’nin (Coalition Provisional Authorithy-CPA) 18 bölgesel düzenleme komitesini atamasını istiyor. Bu komiteler daha sonra 18 adet seçme toplantısına biçim vermek üzere delegeler seçecek. Bu seçilmiş delegeler geçiş dönemi ulusal meclisi için temsilciler seçecek. Meclisin, Irak’ın yeni hükümetini oluşturacak olan yöneticileri ve bakanları seçmek için dahili bir oyu olacak. Bu, Bush’un konuşmasında da söylediği gibi, ‘tam Irak egemenliğine geçiş’ i oluşturuyor.

Anladınız mı? Irak egemenliği, atanmışları seçecek atanmışları seçmek için atanmış olanları atayacak atanmışlar tarafından kurulacak. Buna bir de Bay Bremer’in görevine Başkan Bush tarafından atandığını ve Bay Bush’un kendi görevine ABD Yüce Mahkemesi tarafından atandığını ekleyin. İşte karşınızda muhteşem yeni demokrasi geleneği olarak tayin-okrasi: atanmışların atadıklarının, atadıklarının, atadıklarının, atadıklarının seçtikleri.

Beyaz Saray, seçimlerden hoşlanmama sebebinin sadece uygulama ile ilgili olduğu konusunda ısrarlı: seçimleri 30 Haziran mühletine kadar başarmak için zaman yok. Peki neden mühlet var? En yaygın açıklama Bush’un seçim kampanyasında “böbürlenecek” bir şeye ihtiyaç duyduğu: Demokrat rakibi Vietnam hayaletini karşısına diktiğinde, Bay Bush rakibine “işgal sona erdi, biz de zaten çekiliyorduk” diye cevap verecek.

Bunun dışında, Birleşik Devletler’in Irak’tan gerçekten çıkmak gibi bir niyeti kesinlikle yok. ABD, birliklerinin kalmasını ve Bechtel, MCI ve Halliburton’un(2) arkada kalıp su sistemi, telefon ve petrol yatakları işlerine devam etmelerini istiyor. Bu amaçla 19 Eylül’de Bay Bremer, The Economist’in “kapitalist rüya” diye tarif ettiği, geniş ekonomik reformlardan oluşan paketi kabul ettirdi.

Fakat rüya, hâlâ hayatta olsa da, tehlikede. Sayıları gittikçe artan yasal uzmanlar, işgal güçlerini yöneten uluslararası yasalar uyarınca –1907 tarihli Lahey Düzenlemeleri, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi (3) - ,Geçici Koalisyon Yönetimi’nin Irak’ın ekonomik mal varlığının mezat tellalı değil sadece koruyucusu olabileceğini iddia ederek Bay Bremer’in reformlarının meşruiyetine meydan okuyorlar. Bremer’in, Irak endüstrisini %100 yabancı mülkiyetine açan 39. Maddesi gibi radikal değişiklikler bu uluslararası yasaları ihlal ediyor ve bu yüzden egemen bir Irak hükümeti tarafından kolaylıkla yürürlükten kaldırılabilir.

Yabancı yatırımcılar bu ihtimali konuşuyor ve çoğu Irak’a gitmemeyi tercih ediyor. Irak’ta kamusallaştırma riski olduğu yönünde yorum yapan en önemli özel sigorta acentaları da bekliyor. Bay Bremer bu duruma, Irak’taki 200 devlet şirketini özelleştirmeye dair daha önce duyurulmuş olan planını sessizce iptal ederek, bunun yerine 35 şirketi (daha sonra satın alma seçeneği ile birlikte) kiraya vererek yanıt verdi. Beyaz Saray’ın büyük ekonomik planının sürmesi için tek yol askeri işgalinin sona ermesi: sadece Lahey ve Cenevre Düzenlemeleri’yle bağlı olmayan egemen bir Irak hükümeti Irak’ın mal varlığını yasal olarak satıp savabilir.

Ancak yeni Irak hükümeti bunu yapacak mı? ABD’nin Irak’ı yeniden yapılandırmaya değil, yağmalamaya geldiğine dair son derece yaygın olan anlayışa bakılırsa, eğer Iraklılara yarın oy kullanma şansı tanınsa, ABD birliklerini hemen sınır dışı etmeye karar verecek ve yerel meslekleri korumayı seçerek Bay Bremer’in özelleştirme projesini ters yüz edeceklerdir. Ve bu korkutucu ihtimal -nüfus sayımının yokluğundan çok daha korkutucu- Beyaz Saray’ın tayin-okrasisi için neden böyle hararetle savaştığını açıklıyor.

ABD’nin şu andaki Irak planına göre, geçiş dönemi ulusal meclisi 30 Haziran’dan, en geç 31 Aralık 2005’te yapılacak olan genel seçimlere kadar iktidarı elinde tutacak. Seçilmemiş bir hükümetin, Geçici Koalisyon Yönetimi’nin kendi başına yasal olarak yapamadığını yapmak için 17 rahat ayı var. Bu işler şunlar: ABD birliklerini tanımsız bir şekilde kalmaları için davet etmek ve Bay Bremer’in kapitalist rüyasını bağlayıcılığı olan bir yasaya dönüştürmek. Ancak bu anahtar niteliğindeki kararlar alındıktan sonra Iraklılar kendi sözlerini söylemeye davet edilecek. Beyaz Saray buna “kendi kendini yönetmek” diyor. Bu aslında, işleri dışarıya daha ucuza yaptırma yoluyla işgal, “dışarıdan yönetim” tanımının ta kendisi.

Bu şu anlama geliyor: Dünya bir kez daha Irak’la ilgili bir tercihle karşı karşıyadır. Toprağına siperlenmiş yabancı birliklerle, anahtar kaynakları uzun yıllar kontrol edecek sözleşmelere kilitlenmiş çokuluslu şirketlerle ve nüfusun %60-70’ini şimdiden işsiz bırakan kolay kolay da değiştirilemeyecek bir ekonomik programla Irak’ta demokrasi ölü mü doğacak? Ya da Irak demokrasisi kalbi hâlâ atarak, Iraklıların seçtikleri ülkeyi inşa etme yeteneğine sahip olarak mı doğacak?

Bir yanda işgal güçleri var. Diğer yanda da Irak’ta ekonomik hakları ve seçmen haklarını talep eden ve gün geçtikçe büyüyen hareketler var. Giderek artan bir şekilde, işgal güçleri bu hareketlere gösterileri dağıtmak için öldürücü bir güç kullanarak yanıt veriyor—İngiliz askerlerin bu ayın başlarında Amarah’ta 6 kişiyi öldürdüğü gibi. Evet, Irak’taki öfkeyi kendi yararına kullanan köktendinciler ve Saddam yandaşları var, ama demokrasi yanlısı hareketlerin varlığı bile bir çeşit mucize: 30 yıl süren diktatörlük, savaş, yasaklamalar ve şimdi de işgalden sonra Iraklılar, daha büyük zorlukları teslimiyetçilik ve kadercilikle karşılasalardı bu kesinlikle anlaşılabilir bir şey olurdu. Oysa, Bay Bremer’in şok terapisinin şiddeti on binlerce insanı sarsarak harekete geçirmiş gibi görünüyor.

Cesaretleri desteğimizi hak ediyor. Geçen hafta Hindistan’ın Mumbai şehrinde gerçekleştirilen Dünya Sosyal Forumu’nda, yazar ve aktivist Arundhati Roy Irak savaşına karşı çıkmış olan küresel güçlere “işgale karşı küresel direniş haline gelmeleri” çağrısında bulundu. Arundhati Roy “Irak’ın yıkımından kâr eden iki büyük ulus ötesi şirketi” seçmeyi ve bu iki şirketi boykotların ve sivil itaatsizliğin hedefi haline getirmeyi önerdi.

Başkan Bush “Birliğin Durumu” başlıklı konuşmasında, “Tanrı’nın her kalbe özgürlük içinde yaşama arzusunu ektiğine inanıyorum. Ve bu arzu, on yıllar boyunca tiranlar tarafından bastırılsa dahi, yeniden yeşerecektir” dedi. Bush’un bu konudaki haklılığı Irak’ta her gün kanıtlanıyor ve yükselen sesler şu şarkıyı söylüyor: “Hayır, ABD’ye hayır. Evet, seçimlere evet.”

---------------

(1) Amerikan başkanlık sisteminin geleneği olan ‘Birliğin Durumu’ (State of the Union) konuşmaları Amerikan Anayasası tarafından da öngörülüyor ve Başkan yılda bir kez çıkıp ‘Birliğin Durumu’ başlıklı konuşmasını yapıyor. Konuşmaya hükümet ve Kongre üyeleri, askeri temsilciler, özel davetliler katılıyor. Başkan Bush 22 Ocak 2004’te yaptığı konuşmada, ABD’de ve tüm dünyada güvenliği sağlama yolunda büyük adımların atıldığını ve ABD ekonomisinin bundan sonra ‘ferahlayacağı’nı açıkladı.

(2) Bechtel, MCI ve Halliburton ABD’nin Irak’ı askeri işgali sonrasında, Irak’ın ‘yeniden inşasını hedefleyen’ ABD şirketlerinden en önemlileri.
 

(3) 1907 tarihli Lahey düzenlemeleri ve 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi, işgalci kuvvetlerin tabi olması gereken kuralları belirleyen ve her ikisi de Amerikan yönetimi tarafından imzalanmış olan anlaşmalardır. Lahey düzenlemeleri, işgalci gücün, “kesin bir engel söz konusu olmadığı sürece, işgal ettiği ülkenin yasalarına uymak zorunda olduğunu” belirtir. Bunun yanı sıra Lahey Düzenlemeleri’ne göre “işgalci güçlerin saldırgan ülkenin mülkiyetinde olan ve işgal altındaki ülkede bulunan kamu binaları, gayri menkuller, ormanlar ve tarımsal mülklerin sadece yöneticisi ya da bunlar üzerinde intifa hakkı bulunan güçler” olarak görülebilir.

 

 

Naomi Klein “No Logo, Küresel Markalar Hedef Tahtasında” (Bilgi Yayınevi, Ekim 2002) ve henüz Türkçe’ye çevrilmemiş olan “Çitler ve Pencereler”(Fences and Windows) isimli kitapların yazarıdır.

 

Çeviren : Derya (Feminist Kadın Çevresi)