UYURGEZER BİR HALDE BİR TÜRÜN TÜKENMESİNE DOĞRU

George Monbiot

11 Ağustos 2003


 

İnsan zihnine ilişkin bazı şeyler, iklim değişimi realitesini kavramamızı önlüyor.

Bir hayal dünyasında yaşıyoruz. Beynimizin küçük ve rasyonel bölümü sayesinde, varlığımızın maddi gerçeklikler tarafından yönetildiğini ve bu gerçekliklerin degişmesiyle yaşamlarımızın da değişeceğini kabul ediyoruz. Ama bu bilinçliliğin altında yatan şey, yaşadığımız anı emip daha sonra genelleştiren ve gelecekteki yasamlarımızı bugünün tekrar eden anlarıymış gibi yansıtan derin bir yarı bilinçliliktir. Bu, bizim doğru gerçekliğimizdir, aklımızın yüzeysel dünyası değil. Bizi Avusturalya'nın yerli halklarından ayıran da onların bunu kavramış, bizim ise kavrayamamış olmamızdır.

Hayallerimiz, çoktan yapmaya başlamış olduğu gibi, dünya üzerindeki insan yaşamı için gerekli olan koşulları yok edecektir. Aklımız olsaydı, bugün barikatlarda olurduk, Range Rover ve Nissan Patrol sürücülerini koltuklarından dışarı sürüklerdik, kömürle işleyen enerji istasyonlarını işgal edip kapattırırdık, Barbados'taki realitelerden Blair'in kaçışını gözler önüne sererdik ve ekonominin Hitler ile savaşa girdiğimiz dönemde yaşadığımıza benzer şekilde çarpıcı biçimde tersyüz olmasını talep ederdik.Ama bunların yerine, sıcaklardan şikayet ediyoruz ve İzlanda'da tatil için basılan broşürleri karıştırıyoruz. Gelecek önümüze serilmiş duruyor, ama kendimizi dünyada konumlandırdığımız derin bakışımız onu göremeyecek.

Tabii ki bu hafta Avrupa'daki olağanüstü sıcaklıkların küresel ısınma nedeniyle oluştuğunu söyleyemeyiz. Sadece, iklim bilimcilerin yaptıkları tahminlere uyduğunu söyleyebiliriz. Meteoroloji Dairesinin Pazar günü bildirdiği gibi: "Bütün modellerimiz bu tip olayların daha sık meydana geleceğini gösterdi." Aralık ayında Meteoroji Dairesinin yaptığı tahminler, iklim değişikliği sonucunda 2003 yılının en sıcak yıl olacağını söylüyordu. İki hafta önce bu kuruluşun araştırma merkezi, bütün kıtalardaki sıcaklık artışının, insan aktiviteleri sonucunda oluşan iklim değişikliğinin tahmin edilen sonuçlarına uyduğunu duyurdu ve günes noktaları ya da volkanik olaylar gibi doğal olayların etkisinin görece çok daha az olduğunu gösterdi. Geçen ay Dünya Meteoroloji Örgütü şunu duyurdu: "20.yy'daki sıcaklık artışı geçen 1000 yıl içinde herhangi bir yüzyılda meydana gelen sıcaklık artışlarının en büyüğü ve 1976 yılından bugüne kadar olan dönemdeki eğilim bir bütün olarak geçen 100 yılınkinin 3 katı." Dünya Meteoroloji Örgütü'ne göre iklim degişimi, sadece Avrupa ve Hindistan'daki rekor düzeydeki sıcaklıklara değil, Birleşik Devletler'deki kasırgaların sıklığına ve Sri Lanka'da yakın zamanda yaşanan sel baskınlarının şiddetine de açıklama getiriyor.

Elbette hala herhangi bir ısınmanın meydana geldiğini yadsıyanlar veya bunların doğal görüngülerle açıklanabileceğini savunanlar var. Fakat bunların ancak az bir kısmı iklimbilimci; aralarından çok daha azı da fosil yakıt sanayi tarafından finanse edilmiyor. Bu kişilerin profesyoneller arasındaki itibarı, sigara içmek ile akciğer kanseri arasında bir bağlantı olmadığını iddia edenlerle karşılaştırıldığında pek fazla değil. Buna karşın medyanın bu kişilere tanıdığı öncelik yalnızca otomobil reklamı yapanların taleplerini yansıtmıyor. Onlara inanmak istiyoruz, çünkü aklımızı düşümüz ile bağdaştırmak istiyoruz.

İklim degişikliğinin görünürde yol açtığı bu aşırı olaylar, küresel sıcaklıkta ortalama 0.6 C'lik bir artışı yansıtıyor. İklimbilimcilerin üzerinde görüş birliğine vardığı nokta sıcaklık derecesinin 21.yy'da 1.4 ve 5.8 C arası artacağı: başka bir deyişle, şimdiye kadar maruz kaldığımız artışın on katı; Bazı iklimbilimciler, endüstriyel faaliyetler sonucunda ortaya çıkan is sayesinde küresel ısınmanın geciktigini, fakat bu etkinin azalmakta olduğunu kabul edip maksimum değerin 7 ila 10 C arasında öngörülmesi gerektiğini savunuyorlar. Biz ise Sevilla'daki tatillerin sonunun gelmesini önemsiyoruz. Dünya üzerinde insan varlığının büyük bir bölümünün yaşamasına izin veren ortamın sonuna gelindiğini ise önemli bir şey olarak görmüyoruz.

Bu derece bir iklim degişimi, dünyanın verimliliğini yok edecektir. Avusturalya'da yapılan yeni bir araştırma gösteriyor ki nehirlere ulaşan su miktarı, kuru bölgelere düşen yağmur yüzdesindeki azalmayla aynı hızda, yani 4 kat azalacak. Bu, buzulların da erimesiyle birlikte, sulamalı tarımın bitişini gösteriyor. Kış selleri ve yazın toprak neminin buharlaşması, yağmurla beslenen çiftçilikte benzer bir sonuca yol açacak. Aynı mahsullerde olduğu gibi insanlar da dünyanın bazı sıcak bölgelerinde ortadan kalkacak: Bu yaz Hindistan'da sıcaklığın verdiği bitkinlik yüzünden 1.500 ölümün olması, sıcaklık arttıkça şu an yaşanabilir olduğu düşünülen yerlerin mecburen tahliye edilmesinin bir işareti olabilir. Burada bir süreklilik şansı şok; bir şekilde kendi düş gören halimizi, bildiğimiz bir hayatın sonuyla yüzleşmek için ikna etmemiz gerekiyor.

Paradoksal olarak bu krizin yaklaşması başka bir krizin yaklaşmasına tekabül ediyor. Petrol için küresel talep, 10-20 yıl içinde petrol arzını geçeceğe benziyor. Bazı jeologlar bunun başlamış olabileceğini söylüyor. Yaklaşan bu iki krizin çabucak birarada olmasını sağlamak ve ikincisinin birincisini çözeceği sonucuna varmak baştan çıkartıcı bir düşünce. Ama bu bir hüsnükuruntu. Gezegeni ısıtmak için dünyanın yüzeyinin altında yeterli derecede petrol var ve fiyatlar yükseldikçe onu oradan çıkartma isteği de artacak. Hatta iş dünyası, katran kumu ve sisten elde edilen petrol ya da "yeraltı kömür gazifikasyonu" (kömür damarlarını ateşe verme) kullanımı gibi daha fazla kirletici enerji elde etme araçlarına yönelebilir. Ama petrol, çıkarılma dönemlerinin başlarında en ucuz ve en verimli yakıt olduğu için, enerji maliyeti yükselecek ve bu yükseliş, havalandırma, su pompalama ve yoğun yakıt kullanılan çiftçilikle artık sorunlardan kurtulmamızın mümkün olmadığını gösterecek.

Böylelikle bunun yerine, umudumuzu teknolojiye bağlayacağız. Bilimin otorite sahibi fakat aynı zamanda, çoğu insan için bir zamanlar Tanrının olduğu gibi esrarlı olduğu bir çağda, Ortaçağ'da yaşayan insanlar ilahi takdire nasıl baktıysa biz de teknolojinin ürünlerine öyle bakıyoruz. Bir şekilde "onlar", yaşam tarzımızda değisiklik yapmamıza gerek olmadığını temin ederek her iki problemi de çözecek aygıtları – rüzgar türbinleri ya da güneş panellerini ya da gelgit barajlarını – üretecek ve yerleştirecek.

Ama bu teknolojilerin yaygın bir şekilde kullanılması, artan fiyatlar bunun ticari bir mecburiyet olduğunu ispatlayana kadar gerçekleşmeyecek ve bundan sonra da iş işten geçmiş olacak. Böyle olsa bile, enerji üreten cihazlar yapıp bunlarla yerin her metresini ve sığ denizleri kaplamadıkça şu anki tüketim düzeyini karşılayamayacağız. Yani eğer piyasanın politikalarımızı yönetmesini beklersek, bittik. Ancak eğer ekonomik hayatlarımız ve talep üzerinde kontrolü ele alırsak ve enerji kullanımımızı şu anki seviyelerin % 10 ila % 20’sine kadar azaltacak araçları yaratırsak rasyonel yanlarımızın idrak edebileceği felaketi önleriz. Bu çok katı tarzda bir düzenleme, sınırlandırma ve yasaklama gerektiriyor: şu anki hayallerimizle şekillenmiş politikaların yasakladığı bütün önlemler.

Böylelikle krize doğru uyuklayarak gidiyoruz. Uyanmanın koşulu, bilinçliliğimizin koltuğunu sarsmak, derin mantıksızlığımızı tahtından indirmek ve rasyonel ve öngörülü zihnimizle bunları ele geçirmek. Bunu yapabilir miyiz, yoksa uyurgezer bir halde bir türün tükenmesine doğru mu gitmeye yazgılımıyız?

www.monbiot.com

 

çeviren: Tolga Çoğullu