Yok-İnsanların Brüksel İsyanı

Yossarian

26 Şubat 2005


Indymedia İngiltere adına Bay Bush’un Avrupa Birliği ziyaretini izlemek için Köln’den Brüksel’e giden trendeyiz. Gazete tezgâhları ve web siteleri mutlu Avrupalı devlet adamlarının resimleri ile dolu—Jacques Chirac el sıkarken saldırgan bir rahatlık içinde görünüyor—ve konuşulanlar yeniden yakınlaşma, yani Amerika ve Avrupa arasındaki yeni ortaklık hakkında. Kötü bir şarkıyı ya da usandırıcı bir aşığı hatırlatırcasına Bay Bush meclis üyelerine ilan etmekte: “Dünyada hiçbir güç bizi ayıramaz”.

Eski bir arkadaş zamanın birinde insan deneyiminin gerçek dünyasıyla sanal dünya arasındaki çatışmadan bahsetmişti. Şirket medyasının var ettiği bu sanal dünyada Çok Önemli İnsanlar ikâmet ediyordu arkadaşıma göre; ve onlar ne derlerse, kimle yatarlarsa, ne giyerlerse ve neyi üzerlerinden çıkarırlarsa sanal dünyada önemli olan oydu. Sıradan insanlar, yani yok-insanlar, yani senin benim herkesin çevresindekiler, öldükleri ya da bir suç işleyip cezalandırıldıkları zamanlar hariç bu dünyada dikkate alınmazlardı. Sanal dünya ile gerçek dünya arasındaki devasa uçurumu—buna Bono ve Afrika arasındaki uçurum da denebilir—ortaya koymak bağımsız medyanın göreviydi. Bir başka eski arkadaş da “yüzüme tükürüp yağmur yağıyor deme” demişti, ki bu da aynı şeyin daha basit bir şekilde söylenişi. 

Bu hikmet dolu sözlerin ışığında bakarsak, Avrupa’da bugün neler oluyor? 

Muhtemelen en ilginç şey Bay Bush’un kibar evsahipleri ve terbiyecileri tarafından kalabalıktan korunma şekli. Biz Irak’taki seçimlerin hemen ardından zafer dolu muzafferane bir mini Londra turu beklesek de, bu programda yok. Bush’un son ziyaretinde yüz binlerce insan Londra’yı kapatmıştı. Fakat daha demin belirttiğim gibi şirket medyasında sıradan insanlar yok. O zaman medyanın bu olayları izleyiş tarzı bir karanlık alanın uçlarında spot ışıklarının yanıp sönmesini hatırlatıyordu. Fakat biz burada, bağımsız medyada, Kasım 2003’te kendini gösteren ama adı ağza alınmayan karanlığa bir isim verebiliriz: o karanlık Londra halkıydı. 

Yarın, Bay Bush Almanya’da küçük bir şehir olan Mainz’i ziyaret edecek. Buna benzer güzel şehirlerin sakinlerine karşı bir kabalık yapmak niyetinde olunmadığı belirtilerek işaret edilmeli ki, Dünya-İmparatoru güvenlik tedbirlerinin sebebiyet vereceği büyük düzensizlikler nedeniyle Dundee ya da Amerikan terimleriyle ifade edersek Duluth, Minnesota ayarında bir şehre gidiyor. Bölgedeki Amerikan askeri üslerini ziyaret edecek olması ise en azından kibar takipçi grubunu ikna etmek için bir sebep teşkil ediyor olmalı.

Hiç şüphesiz bunda yeni bir şey yok ve Bay Bush’u bu durumun tek örneği olarak göstermek adil olmaz. 1990’ların sonlarından itibaren devlet başkanları, büyük sanayiciler ve finans sihirbazları “Özgür Dünya”nın iş gündemini tartışmak için ne zaman toplansalar, büyük ve sözü edilmeyen komplolarla karşılaşıyorlar. Akşam haberlerinin ilgi göstermediği insanlar dikkat çekmeme ihtimali giderek düşen yeni şekillerde öyle örgütleniyorlar ki artık, polis cop ve gaz bombası kullanıyor. İşler içinden çıkılmaz bir hal almakta. Dolayısıyla, gerçek dünya savaşlara, çevre yıkımına ve siyasi ve ekonomik sisteme karşı harekete geçtikçe, hükümet ve şirket liderleri görüntü dünyasının içine daha çok çekiliyorlar: Dev koruma kalkanlarının ardına gizlenip küçük kentleri ziyaret ediyorlar. Eğer bu süreç devam ederse, dünyanın en güçlü adamları her türlü hareket imkânına sahip oldukları kandırmacasından vazgeçip, toplantılarını kendileri için özel tasarlanmış ve dışarıda oldukları izlenimi veren film setlerinde düzenleyecekler.

Şansa, bir grup İngiliz genç, trende yanımda oturuyorlar ve aptal Amerikalılar ve Tony Blair ile kafa bulup sırf İngilizce konuştukları için Avrupa’da “Amerika adına suçlanmamayı” umduklarını söylüyorlar. Konuşmalarından anlaşıldığına göre Irak savaşına topyekün karşılar ve savaş onlara, sanki İngiltere işin içinde yokmuş gibi, Amerika’nın savaşı olarak görünüyor (anlaşılan Bay Blair’i fahri Amerikalı sayıyorlar). Bu görüş, şirket medyasının vahşi Amerikan saldırılarına dair ayrıntıları, İngiliz “kahramanların” ölüm haberleri ile yan yana; sanki bu askerler Irak’ta masumane öylece duruyorlarmış ve faal bir şekilde sömürge işgaline katılmıyorlarmış gibi rutin olarak göz yaşlarına bulandındırarak verdiği İngiltere’de oldukça yaygın. Bu tutum vahşi saldırıların görmezden gelindiği, fakat “Irak Savaşı’nın korkunç maliyeti”nin öldürülmüş Amerikan askerlerinin sayısıyla ölçüldüğü Amerika’da da yankılanıyor. Şimdi, 1.000 ölü Amerikalı asker 10.000’i aşkın ölü Iraklı çocuktan daha değerli olsa da, herhangi biri için ahlaki hesaplarını bu gerçeğe dayandırmak saygısız bir davranış ve birinin haber bülteni sunucularını kesip bu noktaya işaret etmesi gerek. 

Avrupalıların ise gerçek dünya ile sanal dünyayı uzlaştırmada kendilerine ait özgün yöntemleri var: Avrupalı devlet adamları, buradaki basının yazdığına göre, savaşa “karşı”lar; Amerikan uçakları, birlikleri ve teçhizatı Irak ve Ne Zaman Olduğu Unutulmuş İşgalin mekânı Afganistan yolunda Avrupa’da herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan taşınsalar da. Ben bu yazıyı Brüksel’deki indymedia merkezinde gösterileri izlemek için sokağa atılmadan hemen önce bitirirken, Bay Bush NATO üyelerinden Irak’ın yeni “demokrasi”sini güçlendirmede daha etkin bir rol almalarını istiyor. Avrupalılara bazı Iraklı hapishane muhafızları ile Irak polisini eğiterek ve sonra üç yıllık işgalin ardından hâlâ tam olarak kontrol altına alınamamış olan Afganistan’a daha çok asker göndererek katkıda bulunmalarını öneriyor. 

Bugün şirket medyasında gördüğümüz dünya halinin normalleştirilmesi yönünde bir çaba; ki bu normalleşme çabası kendi mahallelerinde batılı savaş helikopterleri ve pilotsuz uçaklar tarafından katledilen yok-insanlar tarafından Bay Bush nezdinde yalanlandı. Brüksel’in yok-insanları ise bu çabaya dün Borsa’da gösteri yaparak karşılık verdiler. Birkaç saat sonra büyük bir gösteriyle cevaplarını yineleyecekler. Indymedia durum ilerledikçe olan biteni açıkça ortaya koymaya devam edecek. Dinlemede kalın.

Çev: M. Fatih Uslu